ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı geniş çaplı savaşta, sahadan gelen kısmi bilgilere göre en az 10 bin kişi hayatını kaybetti. Ancak uzmanlar, internet erişimi, medya yayıncılığı ve hükümet raporlamaları üzerindeki ağır kısıtlamalar nedeniyle gerçek ölü sayısının belki de hiçbir zaman tam olarak bilinemeyeceği uyarısında bulunuyor. Tahran ve diğer büyük şehirlerde hava saldırıları ve kara çatışmaları sürerken, sivil kayıpların boyutu hakkında güvenilir veri elde etmek giderek zorlaşıyor.
Savaşın seyri ve kayıpların gizlenmesi
ABD ve İsrail ittifakı, İran'ın nükleer programını durdurma gerekçesiyle başlattığı operasyonlarda, kara ve hava unsurlarını eş zamanlı kullanıyor. İran resmi kaynakları, saldırılara karşı misilleme yaptıklarını duyursa da, kayıp rakamlarına ilişkin bağımsız doğrulama neredeyse imkansız hale geldi. Uzmanlar, özellikle İran'da devlet kontrolündeki medyanın yanı sıra sosyal medya platformlarına getirilen kısıtlamaların, ölü ve yaralı sayılarının raporlanmasını ciddi şekilde engellediğini vurguluyor.
İnsan hakları örgütleri, sivil kayıpların büyük bölümünün hava bombardımanları nedeniyle meydana geldiğini belirtiyor. Tahran'daki hastane yetkilileri, cesetlerin kimlik tespitinin dahi yapılamadığını ifade ederken, Reuters kaynaklarına dayandırdığı haberinde, rejim karşıtı protestoların da savaşla birlikte alevlendiğini, bu nedenle hükümetin ölü sayısını düşük gösterme eğiliminde olduğunu öne sürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çatışmalar sadece İran'la sınırlı kalmadı; Irak, Suriye ve Yemen'deki vekil güçler de savaşa dahil oldu. Yemen'deki Husiler, Kızıldeniz'de ABD gemilerine yönelik saldırılarını artırırken, İsrail'e ait ticari gemiler de hedef alındı. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara ve enerji fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine neden oldu. Avrupa Birliği ve Çin, taraflara itidal çağrısı yaparken, Rusya savaşın bölgesel bir felakete dönüşme riski taşıdığı uyarısında bulundu.
Birleşmiş Milletler, sivil kayıpların bağımsız bir şekilde belgelenmesi için acil bir mekanizma kurulması gerektiğini belirtse de, ABD ve İsrail'in bu çağrılara yanıt vermediği kaydediliyor. Uzmanlar, Irak ve Afganistan'daki savaşlarda olduğu gibi, İran'da da gerçek ölü sayısının ancak yıllar sonra, bağımsız araştırmalarla ortaya çıkabileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu savaş, Türkiye'nin güney sınırlarına komşu bir coğrafyada yaşanıyor ve doğrudan güvenlik çıkarlarını ilgilendiriyor. İran'da artan istikrarsızlık, Türkiye'ye yönelik yeni göç dalgalarına ve terör riskinin tırmanmasına neden olabilir. Ayrıca, enerji fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye gibi enerji ithalatçısı bir ülke için cari açığı daha da derinleştiriyor. Türkiye, çatışmanın hemen başında tüm taraflara itidal çağrısı yapmış ve daha geniş bir savaşın önlenmesi için diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışmıştı. Ancak savaşın büyümesi, Ankara'nın bölgesel barış girişimlerini zorlaştırırken, NATO içindeki konumunu da yeniden değerlendirme ihtiyacı doğuruyor. Türkiye'nin, özellikle sivil kayıpların belgelenmesi ve insani yardım koridorlarının açılması için uluslararası toplumda daha aktif rol alması bekleniyor.