ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik başlattığı ve altı aydır süren askeri operasyonlar, hem Orta Doğu'nun jeopolitik dengesini hem de Washington'un bölgesel stratejisini derinden etkiledi. BBC'nin kıdemli diplomasi muhabiri Tom Bateman'ın analizine göre, Trump'ın savaş hedefleri net bir askeri zaferden ziyade, Tahran yönetimini zayıflatmak ve nükleer programını durdurmak üzerine kurulu. Ancak altı ayın sonunda, İran'ın misillemeleri, bölgesel gerilimler ve ABD'nin müttefikleriyle yaşadığı sürtüşmeler, bu stratejinin beklenen sonuçları verip vermediğini tartışmaya açtı. Peki, Trump yönetimi İran'la bu uzun soluklu çatışmada ne kazandı, ne kaybetti? İşte ayrıntılar.
Operasyonların Seyri ve Hedefler
Ocak ayında İran destekli grupların Ürdün'deki ABD üssüne düzenlediği ve üç Amerikan askerinin ölümüne yol açan saldırı, Washington'un misilleme kararını hızlandırdı. Trump yönetimi, İran devrim muhafızlarının Suriye ve Irak'taki komuta merkezlerine yönelik hava saldırıları başlattı ve ardından İran'ın içindeki askeri tesisleri hedef aldı. Hedefler arasında nükleer tesislerin çevresindeki hava savunma sistemleri, balistik füze depoları ve insansız hava aracı üretim altyapıları yer aldı.
ABD yetkilileri, operasyonların asıl amacının İran'ın nükleer silah üretme kapasitesini geciktirmek ve bölgedeki vekil güçlerini zayıflatmak olduğunu açıkladı. Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un sık sık dile getirdiği "rejim değişikliği" hedefi ise resmi olarak benimsenmemekle birlikte, İran'da ekonomik krizin derinleşmesi ve halk ayaklanmalarının teşvik edilmesi dolaylı yoldan arzu edilen bir durum olarak görüldü.
İran'ın Misillemeleri ve Bölgesel Etkiler
İran, doğrudan bir askeri çatışmaya girmekten kaçınmasına rağmen, Basra Körfezi'nde ABD savaş gemilerine karşı deniz mayınları ve İHA saldırıları düzenledi. Ayrıca İsrail ve Suudi Arabistan'daki hedeflere yönelik füze saldırılarını artırdı. Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik, küresel petrol fiyatlarının %15'e kadar yükselmesine neden oldu ve bu durum dünya ekonomisinde yeni bir enflasyon dalgası endişesini tetikledi.
Bölgedeki ABD müttefikleri, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan, Trump'ın sert tutumunu desteklerken, Avrupalı güçler ve Katar gibi Körfez ülkeleri savaşın yayılmasından endişe duyduklarını dile getirdi. Irak hükümeti ise ABD ile İran arasındaki çatışmanın kendi topraklarında yaşanmasına karşı çıkarak, ABD askerlerinin ülkeden çekilmesi çağrısında bulundu. Bu çağrı, Trump yönetiminin Irak'taki askeri varlığını yeniden gözden geçirmesine yol açtı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporlarına göre, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri tamamen durmasa da, ABD saldırıları nedeniyle kapasitesinin %30 azaldığı tahmin ediliyor. Ancak İran, yeni santrifüjler devreye alarak kayıplarını telafi etmeye çalışıyor. Nükleer anlaşmanın (JCPOA) tamamen çökmesi ise diplomatik krizi derinleştirdi.
Siyasi ve Ekonomik Sonuçlar
Trump'ın savaş politikası, ABD iç siyasetinde de yankı buldu. Kongre'deki Demokratlar, Başkan'ın savaş yetkilerini aştığını savunarak kararı kınadı. 2024 başkanlık seçimlerine yaklaşılırken, savaşın maliyeti ve asker kayıpları, seçim kampanyalarında önemli bir tartışma konusu haline geldi. Anketler, Amerikan halkının çoğunun İran'la savaşı desteklemediğini gösteriyor.
Ekonomik yaptırımların devam etmesi, İran'da ciddi bir enflasyon ve işsizlik yarattı. Tahran yönetimi, halkın artan hoşnutsuzluğunu bastırmak için güvenlik güçlerine daha fazla yetki verdi. İçerideki baskılar artarken, dışarıda da İran'ın bölgesel nüfuzu zayıflamış değil; Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri hâlâ aktif.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'la yaşanan bu çatışma, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir dizi riski beraberinde getiriyor. Öncelikle, Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik enerji maliyetlerini artırarak Türkiye'nin ithalat faturasını yükseltebilir. İkinci olarak, Irak ve Suriye topraklarında yaşanabilecek yeni bir istikrarsızlık, Türkiye'nin güney sınırında güvenlik tehditlerini artırabilir; PKK'nın İran bağlantılı kolları bu ortamdan beslenebilir. Üçüncü olarak, Türkiye ile ABD arasında zaten gergin olan ilişkiler, savaşın yarattığı yeni koşullar nedeniyle daha da karmaşık bir hal alabilir. Ankara, krizin diplomasi yoluyla çözülmesini savunarak bölgede dengeli bir tutum izlemeye çalışıyor; ancak gelişmeler, Türkiye'yi enerji güvenliği ve sınır güvenliği konularında yeni önlemler almaya itebilir.