Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Pazartesi günü Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ne (DKC) yaptığı ziyareti sonlandırarak Devlet Başkanı Félix Tshisekedi'ye Ebola salgınına karşı yürütülen müdahale çalışmaları hakkında brifing verdi. Ziyaret, yardım kuruluşu Médecins Sans Frontières'in (MSF) salgının resmi verilerin gösterdiğinden çok daha büyük olduğu ve vakaların büyük ölçüde tespit edilemediği yönündeki uyarısının ardından gerçekleşti. Salgın, şimdiye kadar kaydedilen en büyük üçüncü Ebola salgını olma özelliğini taşıyor ve ülkenin doğusundaki Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde devam eden çatışmalar nedeniyle müdahale çalışmaları ciddi şekilde sekteye uğruyor.
Salgının boyutu ve DSÖ ziyareti
DSÖ Başkanı'nın Kongo ziyareti, salgının kontrol altına alınması için uluslararası toplumun daha fazla desteğini sağlamak amacıyla yapıldı. Dr. Tedros, başkent Kinşasa'da Devlet Başkanı Tshisekedi ile bir araya geldikten sonra, salgından en çok etkilenen bölgelere gitmeden ülkeden ayrıldı. DSÖ, 1 Ağustos 2018'den bu yana toplam 2.000'den fazla vaka bildirildiğini ve 1.300'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Ancak MSF, güvenlik sorunları, toplumun direnci ve sağlık tesislerine erişim kısıtlılıkları nedeniyle birçok vakanın kayıt altına alınamadığını belirtti. Özellikle kırsal alanlarda salgının yayılma hızı, resmi verilerin ötesinde bir tablo ortaya koyuyor. DSO'nun ziyareti, salgının ciddiyetini vurgulamak ve uluslararası bağışçıları harekete geçirmek için bir fırsat olarak değerlendirildi.
Öte yandan, salgınla mücadele çalışmaları, silahlı grupların faaliyet gösterdiği bölgelerde güvenlik riskleri nedeniyle büyük ölçüde engelleniyor. Sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar, aşılama kampanyalarını ve vaka takibini zorlaştırıyor. DSÖ, daha önce de benzer güvenlik sorunları nedeniyle müdahale personelini geçici olarak geri çekmek zorunda kalmıştı. Dr. Tedros, ziyaret sırasında güvenlik güçlerinin sağlık ekiplerine koruma sağlaması için çağrıda bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola salgını sadece Kongo için değil, komşu ülkeler için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ruanda, Uganda ve Güney Sudan gibi ülkeler, sınır bölgelerinde artan gözetim ve aşılama çalışmaları yürütse de, virüsün yayılma riski devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü, salgını uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu (PHEIC) olarak sınıflandırmış durumda. Bu statü, küresel düzeyde koordineli bir müdahale gerektiğini işaret ediyor. Ancak, uluslararası toplumun finansal ve lojistik desteği şu ana kadar yetersiz kaldı. MSF, salgının kontrol altına alınması için daha fazla kaynak ve saha personeline ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Salgının küresel etkisi, özellikle seyahat kısıtlamaları ve ticaret hacmindeki düşüşle kendini gösterebilir. Kongo, zengin maden kaynaklarına sahip bir ülke olarak uluslararası ticarette önemli bir yere sahip. Salgının uzaması, bölgedeki ekonomik istikrarsızlığı derinleştirebilir. Ayrıca, sağlık sistemlerinin zayıflığı, diğer bulaşıcı hastalıkların (kızamık, kolera) da yayılmasına zemin hazırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kongo'daki Ebola salgını, Türkiye için doğrudan bir sağlık tehdidi oluşturmasa da, küresel sağlık güvenliği açısından önem taşımaktadır. Türkiye, Afrika kıtasında artan diplomatik ve ekonomik angajmanı çerçevesinde, DSÖ'nün müdahale çabalarına katkı sağlayarak bölgesel istikrara destek olabilir. Özellikle Sağlık Bakanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) aracılığıyla tıbbi malzeme ve personel desteği, Türkiye'nin Afrika'daki yumuşak gücünü pekiştirebilir. Ayrıca, salgının kontrol altına alınamaması durumunda olası bir küresel yayılım, seyahat ve ticaret bağlantılarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin uluslararası sağlık mekanizmalarına entegre olması ve erken uyarı sistemlerine katkı vermesi stratejik bir öncelik olarak değerlendirilmelidir.