Danimarka'da Sosyal Demokrat Parti lideri Mette Frederiksen, aylar süren koalisyon görüşmelerinin ardından merkez sol azınlık hükümeti kurmayı başardı ve böylece üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanıyor. Frederiksen'in yeni kabinesi, parlamentoda çoğunluğu sağlamasa da, sol blok partilerinin desteğiyle güven oylamasından geçmeyi hedefliyor. Danimarka Kraliçesi II. Margrethe tarafından atanması beklenen Frederiksen'in bu görevi, ülkenin son yıllarda yaşadığı siyasi istikrarsızlık ve göçmen politikaları tartışmalarının gölgesinde geliyor.
Zorlu Koalisyon Müzakereleri
Geçtiğimiz kasım ayında yapılan genel seçimlerin ardından hiçbir parti tek başına iktidar için yeterli çoğunluğa ulaşamamıştı. Frederiksen, Sosyal Demokratların seçimden birinci çıkmasına rağmen, koalisyon ortaklarıyla anlaşma sağlamak için haftalarca müzakere yürüttü. Özellikle Radikale Venstre ve Sosyalist Halk Partisi ile yapılan görüşmelerde, iklim politikaları ve vergi reformu konularında uzlaşmaya varıldı. Ancak göçmen politikasında katı tutumunu sürdüren Frederiksen'in bu yaklaşımı, koalisyon ortakları tarafından eleştirilse de nihai anlaşmada kabul gördü. Yeni hükümetin, 179 sandalyeli Folketing'de sadece 87 sandalyeye sahip olması bekleniyor; bu da yasaların geçmesi için diğer partilerin desteğini almayı zorunlu kılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Frederiksen'in üçüncü dönemi, Danimarka'nın Avrupa Birliği ve NATO içindeki rolü açısından kritik bir döneme denk geliyor. Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizi ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi konular Kopenhag'ın öncelikli gündem maddeleri arasında yer alacak. Frederiksen, daha önceki dönemlerinde AB'nin genişlemesi ve ortak savunma politikalarına verdiği destekle tanınıyor. Ayrıca, İskandinav ülkeleri arasında güvenlik iş birliğini derinleştirme çabaları da yeni dönemde öne çıkabilir. Yeşil enerji dönüşümünde öncü olan Danimarka'nın, Avrupa'nın enerji arz güvenliğine katkı sağlaması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Danimarka'daki hükümet değişikliği, Türkiye ile ilişkilerde doğrudan bir değişim beklentisi yaratmasa da, AB içindeki dengeler açısından önemli olabilir. Frederiksen yönetimi, Türkiye'nin AB üyelik sürecine mesafeli duran isimler arasında yer alıyor. Ayrıca, Danimarka'nın PKK ve uzantılarına karşı tutumu, Türkiye'nin güvenlik endişeleriyle zaman zaman çelişiyor. Göçmen politikalarındaki katı tutumu ise, Türkiye'den AB'ye yönelik düzensiz göçle mücadelede Kopenhag'ın Ankara ile iş birliğini sürdürmesini gerektirebilir. Bu nedenle, yeni hükümetin özellikle terörle mücadele ve geri kabul anlaşmaları konularında Türkiye ile diyaloğu devam ettirmesi bekleniyor.