Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesi, İsrail ile Hizbullah arasında sağlanan kırılgan ateşkesin ardından yeniden canlanmaya başladı. Geniş bir alanı kapsayan ve Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Dahiye’de sokaklar, savaşın yıkıcı izlerine rağmen eski hareketliliğine kavuşuyor. “Bu savaş çok fazla kayba yol açtı,” diyen bir bölge sakini, yıkılan evlerin enkazının kaldırıldığını ancak kaybettikleri canların geri gelmediğini vurguluyor. Ateşkesin ilanından bu yana geçen haftalarda, bölge sakinleri temel ihtiyaçlarını karşılamak için çabalarken, bir yandan da geleceğe dair belirsizlik devam ediyor.
Çatışmanın Arka Planı ve Dahiye’nin Rolü
İsrail ile Hizbullah arasındaki son çatışma, sınır hattında aylardır süren tırmanışın ardından 2024 yılının Eylül ayında patlak vermişti. Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyine düzenlediği roket saldırılarına karşılık İsrail, Lübnan’ın güneyi ve Dahiye dahil olmak üzere birçok bölgeyi yoğun hava bombardımanına tutmuştu. Son altı hafta süren çatışmalarda 250’den fazla kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı ve on binlerce kişi yerinden oldu. Dahiye, Hizbullah’ın siyasi ve askeri karargahlarına ev sahipliği yapması nedeniyle İsrail saldırılarının hedefi haline gelmişti. Bombardıman sırasında birçok bina tamamen yıkılırken, bölgenin altyapısı da ağır hasar aldı.
Ateşkes anlaşması, 27 Kasım 2024 itibarıyla yürürlüğe girdi. Anlaşma, Hizbullah’ın kuzey cephesini kapatması ve İsrail’in de 10 yıldır süren kara harekâtını sonlandırmasıyla birlikte, sınır güvenliğine yönelik bir dizi düzenlemeyi içeriyor. Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin kuzeyine konuşlandırılması ve Birleşmiş Milletler Geçici Gücü’nün (UNIFIL) denetimlerinin artırılması anlaşmanın temel unsurları arasında. Ancak uzmanlar, ateşkesin kalıcı olmasının zor olduğunu, zira taraflar arasındaki temel güvensizlik ve Hizbullah’ın silahlı kanadının varlığı gibi sorunların çözülmediğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Dahiye’deki toparlanma, Lübnan’ın derin ekonomik kriziyle birleşince daha da karmaşık bir hal alıyor. Ülkede yakıt, elektrik ve temel gıda maddelerinde yaşanan kıtlık, savaşın ardından daha da derinleşti. Ateşkesin getirdiği göreceli sükunet, ticaretin yeniden canlanmasına olanak tanıyor; ancak birçok iş yeri hâlâ kapalı veya hasarlı durumda. Bölge halkı, yeniden inşa sürecinde uluslararası yardımın etkisiz kaldığından şikayetçi: “Dışarıdan söz verilen yardımlar var, ama bunların çoğu siyasi engellere takılıyor,” diyor bir başka sakin.
Bölgesel düzeyde, İsrail-Hizbullah ateşkesi, İran’ın bölgedeki nüfuzu ve ABD’nin arabuluculuğu gibi daha geniş jeopolitik faktörlerle bağlantılı. ABD’nin ateşkes anlaşmasındaki rolü, Washington’un İsrail’in güvenliğini garanti altına alma çabası olarak görülürken, İran ise Hizbullah’ı destekleyerek Lübnan üzerindeki nüfuzunu koruyor. Öte yandan, Fransa’nın da dahil olduğu Avrupa Birliği ülkeleri, insani yardımların bölgeye ulaştırılması için çaba gösteriyor. Ateşkesin kalıcı olması, Ortadoğu’daki diğer çatışmaların seyrini de etkileyebilir; özellikle Suriye ve Yemen’deki savaşlar, İran-Suudi Arabistan rekabetiyle birlikte değerlendirildiğinde, bu ateşkes bölgesel bir denge unsuru olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-Hizbullah ateşkesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenlik çıkarları açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişmedir. Türkiye, bölgede istikrarın sağlanmasını desteklemekle birlikte, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Lübnan’ın egemenliğinin güçlendirilmesi konusunda hassastır. Ayrıca, ateşkesin kalıcı hale gelmesi, Lübnan’daki Türk yatırımları ve ticari ilişkiler için olumlu bir ortam yaratabilir. Ancak, İran’ın Hizbullah üzerindeki etkisi ve İsrail’in güvenlik talepleri, Türkiye’nin bölgedeki denge politikasını zorlayabilir. Türkiye’nin, insani yardım ve yeniden inşa sürecine katkı sağlayarak bölgesel bir aktör olarak rolünü pekiştirmesi beklenmektedir.