Ukrayna ile Rusya arasında tarihin en büyük drone savaşının yaşandığı cephede, en etkili drone karşıtı sistemlerden birinin Soğuk Savaş döneminde tasarlanmış bir Alman uçaksavar topu olduğu ortaya çıktı. Gepard — 1976'da hizmete giren kundağı motorlu 35 mm toplar — Ukraynalı askerler tarafından takdirle anılıyor. Bu durum, Körfez ülkelerinin milyarlarca dolarlık F-35 savaş uçakları gibi pahalı sistemlere yönelik tedarik mantığını sorgulatıyor. Drone tehdidinin giderek arttığı bir dünyada, basit ve düşük maliyetli çözümlerin etkinliği, modern savunma stratejilerinde paradigma değişikliğini zorunlu kılıyor.
Gelişmenin arka planı: Gepard'ın yükselişi
Gepard, aslen NATO'nun Doğu Bloku'na karşı düşük irtifalı hava savunması ihtiyacını karşılamak üzere geliştirilmişti. Ancak Ukrayna savaşında, özellikle İran yapımı Şahid ve Rus Lancet tipi kamikaze dronelarına karşı etkili olduğu görüldü. Sistem, birim başına sadece 15-20 milyon dolar maliyetiyle, güdümlü füzelerden çok daha ucuz. Ukrayna, Almanya ve ABD'den temin ettiği Gepard'larla yüzlerce dron düşürdü. Bu başarı, yüksek teknoloji ürünü F-35 gibi hava üstünlüğü uçaklarının, dronelara karşı sınırlı etkinliğini gözler önüne seriyor.
Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, son on yılda ABD'den yüz milyarlarca dolarlık F-35 ve THAAD gibi sofistike sistemler satın aldı. Ancak Yemen'deki Husilere ait dronelar, Suudi hava savunmasını sık sık delmeyi başardı. 2019'da Abqaiq petrol tesislerine yapılan drone saldırısı, Suudi petrokimyasının yarısını geçici olarak devre dışı bırakmıştı. Bu saldırıda kullanılan droneların maliyeti sadece birkaç bin dolar iken, savunma harcamaları milyarlarca dolardı.
Uzmanlar, Körfez monarşilerinin askeri tedarik politikalarının, prestij ve ABD ile güçlü bağlar üzerine kurulduğunu belirtiyor. F-35 gibi sistemler, yalnızca hava üstünlüğü değil, aynı zamanda siyasi sembol işlevi görüyor. Ancak gerçek çatışma senaryolarında, düşük maliyetli dronelar ve bunlara karşı spesifik olarak tasarlanmış Gepard benzeri sistemler daha etkili olabiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu durum, küresel savunma sanayiinde bir paradigma kaymasına işaret ediyor. ABD, savaş uçaklarının yanı sıra drone savar sistemlere de yatırım yaparken, Türkiye gibi ülkeler Bayraktar ve ANKA dronlarıyla dikkat çekiyor. Aynı zamanda Türkiye'nin yerli hava savunma sistemi Korkut, Gepard'ın modern bir türevi olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, Almanya'nın bir Soğuk Savaş kalıntısını 21. yüzyıl savaşında başarıyla kullanması, savunma planlamacılarının mevcut envanteri optimize etmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Körfez ülkeleri, bu dersler ışığında tedarik stratejilerini gözden geçirmeye başladı. BAE, İsrail'in Drone Kubbesi sistemini satın alırken, Suudi Arabistan lazer silahlarına yatırım yapıyor. Ancak hâlâ yüzlerce F-35 siparişinin beklediği belirtiliyor. Finansal olarak bu sistemlerin alternatiflere kıyasla daha yüksek işletme maliyetine sahip olması, Yemen'de olduğu gibi düşük yoğunluklu çatışmalarda sorgulanabilir hale geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem insansız hava araçları üretiminde küresel bir oyuncu haline gelmiş hem de hava savunma sistemlerinde yerli çözümlere yönelmiştir. Gepard'ın Ukrayna'daki başarısı, Türkiye'nin Korkut ve benzeri sistemlerinin potansiyelini doğrulamaktadır. Ayrıca Körfez ülkelerinin pahalı sistemlerden ucuz ve etkili çözümlere yönelmesi, Türkiye'nin ihracat fırsatlarını artırabilir. Ancak Türkiye'nin F-35 programından çıkarılmasının ardından kendi hava muharebe ihtiyacını KAAN ile karşılama çabası, bu gelişmelerle daha da anlam kazanıyor. Ankara, düşük maliyetli savunma çözümlerine olan küresel talebi değerlendirerek savunma sanayiinde yeni bir pazar yaratabilir.