Çin, 2026 yılının ilk çeyreğinde karbon emisyonlarını artırarak iklim hedeflerinden uzaklaştı. Ülke, tarihinin en yüksek rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini devreye almasına rağmen, elektrik talebindeki hızlı artışı karşılamak için daha fazla kömür ve doğal gaz yakmak zorunda kaldı. Climate Home News’ün haberine göre, yalnızca ilk üç ayda termik santrallerden kaynaklanan emisyonlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,2 arttı. Bu artış, temiz enerji devriminin fosil yakıtlara olan bağımlılığı henüz kıramadığını gösteriyor.
Rekor kapasite, artan emisyon paradoksu
Çin, 2025 sonunda 1.200 GW’ı aşan rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücüyle dünyada birinci sırada yer alıyor. Ancak bu kapasitenin büyük bölümü, şebeke altyapısındaki yetersizlikler ve depolama eksikliği nedeniyle tam olarak kullanılamıyor. Enerji Bakanlığı verilerine göre, 2026’nın ilk çeyreğinde rüzgar ve güneş santrallerinin ürettiği elektriğin yaklaşık yüzde 12’si şebekeye verilemedi. Bu oran, 2025’in aynı döneminde yüzde 8 seviyesindeydi.
Uzmanlar, sorunun temelinde Çin’in devasa sanayi üretiminin yarattığı kesintisiz elektrik talebi olduğunu belirtiyor. Özellikle çelik, çimento ve alüminyum gibi enerji yoğun sektörler, 7/24 yüksek voltajlı elektriğe ihtiyaç duyuyor. Yenilenebilir kaynakların kesintili yapısı, bu sektörler için güvenilir bir temel yük sağlayamıyor. Bunun sonucunda, talebin doruğa ulaştığı akşam saatlerinde ve rüzgarın düşük olduğu dönemlerde kömür santralleri devreye giriyor.
Pekin yönetimi, 2030’a kadar karbon emisyonlarını zirve yapma ve 2060’ta net sıfıra ulaşma sözü vermişti. Ancak mevcut eğilim, emisyon zirvesinin 2030’dan önce geleceğine dair umutları zayıflatıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin, 2025’te küresel karbon emisyonlarının üçte birinden fazlasını üretti.
Yenilenebilir enerji israfının küresel maliyeti
Çin’in temiz enerji israfı, yalnızca ülke içi değil küresel iklim hedefleri açısından da kritik önem taşıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun bir raporuna göre, 2025’te Çin’de kullanılmayan rüzgar ve güneş enerjisi miktarı 150 TWh’ye ulaştı. Bu, küçük bir Avrupa ülkesinin yıllık tüketimine eşdeğer. Eğer bu enerji kullanılabilmiş olsaydı, 100 milyon ton kömür yakılmasının önüne geçilebileceği hesaplanıyor.
Uzmanlar, çözümün şebeke yatırımlarını hızlandırmak ve iletim hatlarını kapasite artışına uygun hale getirmek olduğunu söylüyor. Çin, bu amaçla ‘Ultra Yüksek Gerilim’ (UHV) iletim hatları projelerini sürdürüyor. Ancak bu hatların tamamlanması yıllar alıyor. Ayrıca lityum-iyon pil depolama sistemleri ve yeşil hidrojen üretimi gibi teknolojilere de hızla yatırım yapılması gerekiyor.
Gelişmekte olan ülkeler, Çin’in deneyimini dikkatle izliyor. Zira gelişmekte olan ekonomilerin çoğu, benzer bir ikilemle karşı karşıya: Sanayileşme için enerji talebi artarken, yenilenebilir kaynakların kesintili yapısı fosil yakıtlardan vazgeçmeyi zorlaştırıyor. Çin’in sorunlarına bulacağı çözümler, küresel enerji dönüşümü için bir model oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’in enerji sıkıntısı, Türkiye’nin de uzun vadeli enerji politikaları için önemli dersler barındırıyor. Türkiye, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini hızla artırırken, şebeke altyapısına yaptığı yatırımları da aynı hızda sürdürmeli. Aksi takdirde, büyüyen temiz enerji kapasitesinin bir kısmı israf olabilir. Ayrıca Çin’in fosil yakıtlara bağımlılığının devam etmesi, küresel kömür fiyatlarını dolaylı yoldan etkileyerek Türkiye’nin enerji ithalat maliyetini artırabilir. Türkiye’nin, enerji depolama ve iletim teknolojilerine yatırım yapması, hem karbon hedeflerine ulaşması hem de enerji güvenliğini sağlaması açısından kritik bir adım olacaktır.