Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, salı günü yaptığı açıklamada ABD ile İran arasındaki gerilimde askeri baskının çözüm getirmeyeceğini, sorunun ancak diyalog yoluyla çözülebileceğini söyledi. Wang, bu sözleri Pekin'de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile yaptığı görüşme sırasında dile getirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Wang, taraflara itidal çağrısında bulunarak diplomatik kanalların açık tutulması gerektiğini vurguladı.
Görüşmenin Arka Planı ve Diplomatik Mesajlar
Wang Yi'nin Katar Başbakanı ile görüşmesi, ABD-İran ilişkilerinde tansiyonun yeniden yükseldiği bir döneme denk geldi. Son haftalarda ABD yönetimi, İran'a yönelik yaptırımları sıkılaştırma ve bölgedeki askeri varlığını güçlendirme sinyalleri vermişti. İran ise uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak ve bölgedeki vekil gruplar üzerinden baskıyı artırarak yanıt veriyor. Bu karşılıklı hamleler, 2015 nükleer anlaşmasının ardından zaten kırılgan olan dengeyi daha da bozmuş durumda.
Çin, son yıllarda Ortadoğu'da artan bir diplomatik rol üstleniyor. Geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme sürecine ev sahipliği yapması, Pekin'in bölgede arabuluculuk kapasitesini göstermesi açısından dikkat çekmişti. Wang Yi'nin Katar Başbakanı ile görüşmesi de bu çerçevede, Çin'in hem Körfez ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirme hem de İran ile ABD arasında bir denge kurma çabası olarak okunabilir. Katar, hem İran hem de ABD ile iyi ilişkilere sahip nadir ülkelerden biri; Doha yönetimi sık sık arabuluculuk rolü üstleniyor. Dolayısıyla Pekin'in Katar'ı muhatap alması, mesajın Tahran'a ve Washington'a dolaylı yoldan iletilmesi anlamına geliyor.
Wang Yi'nin açıklamaları, Çin'in genel dış politika çizgisiyle uyumlu. Pekin, uzun süredir askeri müdahalelere ve tek taraflı yaptırımlara karşı olduğunu, sorunların BM çatısı altında ve diyalogla çözülmesi gerektiğini savunuyor. Ancak Çin'in İran ile yakın ekonomik ilişkileri, özellikle enerji alanındaki işbirliği, bu açıklamaların arkasında stratejik çıkarların da olduğunu gösteriyor. İran, Çin'in önemli petrol tedarikçilerinden biri ve ABD yaptırımlarına rağmen ticaret çeşitli kanallardan devam ediyor. Bu nedenle Çin, bölgede istikrarın korunmasını kendi ekonomik güvenliği açısından da gerekli görüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Soğuk Savaş mı?
ABD-İran gerilimi, yalnızca iki ülke arasında bir mesele olmaktan çıkmış durumda. Bölgedeki aktörler — İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Türkiye — bu gerilimden doğrudan etkileniyor. İsrail, İran'ın nükleer programını kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görüyor ve askeri seçeneği masada tutuyor. Körfez ülkeleri ise bir yandan ABD ile güvenlik işbirliğini sürdürürken diğer yandan İran ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Çin'in devreye girmesi, bölgesel denklemde yeni bir güç merkezi yaratıyor.
Küresel ölçekte ise ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu'da da kendini gösteriyor. Washington, İran'a yönelik baskıyı artırırken Çin'in İran ile olan bağlarını zayıflatmayı hedefliyor. Ancak Pekin, İran'ı yalnız bırakmayarak hem enerji güvenliğini korumak hem de ABD'nin bölgedeki etkisini dengelemek istiyor. Bu durum, Soğuk Savaş dönemindeki vekil savaşlarını andıran bir rekabeti gündeme getiriyor. Çin'in diplomatik hamleleri, aynı zamanda Rusya ile birlikte hareket etme potansiyelini de içeriyor. Moskova da İran ile askeri ve teknik işbirliğini derinleştirmiş durumda. Dolayısıyla ABD, İran konusunda yalnızca Tahran'ı değil, aynı zamanda Pekin ve Moskova'yı da karşısına almış olabilir.
Wang Yi'nin açıklamaları, kısa vadede somut bir sonuç doğurmasa da uzun vadede diplomatik bir zemin hazırlayabilir. Çin, taraflar arasında güven tesis edilmesi için adımlar atabilir. Ancak ABD'nin askeri baskı stratejisinden vazgeçmesi için Çin'in elinde yeterli kaldıraç olup olmadığı belirsiz. Yine de Pekin'in çağrısı, uluslararası kamuoyunda askeri çözümün risklerine dair farkındalığı artırabilir. Özellikle enerji fiyatları üzerinden küresel ekonomiye yansıyacak bir çatışma, tüm dünyayı olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle Çin'in diplomatik girişimi, yalnızca bölgesel değil küresel bir istikrar arayışı olarak da değerlendirilmeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminde hassas bir denge üzerinde duruyor. Bir yandan NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini sürdürürken diğer yandan İran ile ekonomik ve siyasi bağlarını koruyor. Çin'in diyalog çağrısı, Türkiye'nin bölgesel istikrar önceliğiyle örtüşüyor. Olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji ithalatını ve ticaret yollarını doğrudan etkiler; ayrıca mülteci akınları ve güvenlik risklerini artırır. Ankara, Çin'in arabuluculuk çabalarını destekleyerek hem Batı ile hem de Doğu ile ilişkilerini dengeleyebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasında yeni bir manevra alanı yaratabilir.