Çin hükümeti, 2026-2030 yıllarını kapsayan 16. Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda (2026-2030) ilk kez kentsel istihdam hedefine yer vermedi. On yıllardır ekonomik planlamanın temel taşlarından biri olan bu hedefin çıkarılması, ülkenin artan ekonomik baskılar karşısında önceliklerini yeniden belirlediğini gösteriyor. Uzmanlar, bu hamlenin Çin'in yapısal işsizlik sorunu ve yavaşlayan büyüme ile başa çıkma stratejisinde bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor.
Planın detayları ve ekonomik arka plan
Resmi olarak 5 Mart 2025'te Ulusal Halk Kongresi'nde açıklanan planda, kentsel istihdam artışına ilişkin herhangi bir sayısal hedef bulunmuyor. Geçmiş planlarda genellikle 50 milyon civarında yeni kentsel iş yaratma hedefi konulurken, bu kez sadece "istihdamın istikrarlı bir şekilde artırılması" gibi genel bir ifade kullanıldı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in liderliğinde hazırlanan plan, aynı zamanda GSYİH büyüme hedefini de önceki %5'lik hedeften %4,5-5,0 aralığına indirdi.
Çin ekonomisi, 2024 yılında %4,2 büyüyerek son 30 yılın en düşük büyüme oranlarından birini kaydetti. İşsizlik oranı ise özellikle 16-24 yaş arası genç nüfusta %20'nin üzerine çıktı. Emlak sektöründeki kriz, yerel yönetim borçları ve demografik yaşlanma gibi faktörler, Beijing'in iş yaratma kapasitesini ciddi şekilde sınırlıyor. İstihdam hedefinin kaldırılması, hükümetin gerçekçi olmayan taahhütler vermekten kaçınma isteği olarak yorumlanıyor.
Planın bir diğer dikkat çeken yönü ise teknoloji ve yeşil enerjiye yapılan vurgu. Çin, yarı iletkenler, yapay zeka ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda 10 trilyon yuandan (yaklaşık 1,4 trilyon dolar) fazla yatırım öngörüyor. Ancak bu sektörlerin emek yoğun olmaması, istihdamdaki düşüşü telafi etmekte yetersiz kalıyor. Analistler, Çin'in "kaliteli büyüme" söylemi altında aslında işsizlik sorununu görmezden geldiği eleştirilerini artırdı.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in istihdam hedefini terk etmesi, sadece ülke içinde değil, küresel ekonomide de yankı buldu. Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve birçok ülkenin en büyük ticaret ortağı konumunda. Çin'deki talep daralması, özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ihracatçı ülkeleri olumsuz etkiliyor.
Özellikle Güneydoğu Asya ülkeleri (Endonezya, Vietnam, Malezya), Çin'in yavaşlamasından doğrudan etkileniyor. Bölge ülkeleri, Çin'e olan bağımlılıklarını azaltmak için üretimlerini diğer pazarlara kaydırmaya çalışıyor. Aynı zamanda, Çin'in yerel tüketimi canlandırmak için yaptığı teşviklerin başarısız olması, küresel emtia fiyatlarında düşüşe neden oldu.
Batılı ekonomistler, Çin'in bu kararının, ülkenin uzun vadeli büyüme modelindeki yapısal sorunları gizleyemeyeceğini savunuyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) Nisan 2025 tarihli Dünya Ekonomik Görünüm raporunda, Çin için büyüme tahminini %4,3'e çekerken, işsizlik oranının orta vadede %8-10 bandında kalacağını öngördü.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in istihdam hedefini terk etmesi, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sinyaller taşıyor. Çin, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biri ve 2024'te 40 milyar dolara yaklaşan ikili ticaret hacmi bulunuyor. Çin'deki talep daralması, Türk ihracatçıları için risk oluşturuyor; özellikle kimya, makine ve tarım ürünleri sektörlerinde siparişlerde azalma bekleniyor. Ayrıca, Çin'in yavaşlaması, küresel emtia fiyatlarını düşürerek Türkiye'nin ithalat maliyetini azaltabilir, ancak bu aynı zamanda Türk ihracat ürünlerinin fiyat rekabetini de olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Çin ile olan ticaret açığını kapatmak için alternatif pazarlara yönelirken, Beijing'in yeni ekonomi politikalarını yakından takip etmek zorunda.