ABD'de cep telefonu kullanıcılarının kişisel verilerinin korunup korunmadığına ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi. Uzmanlara göre, birçok vatandaş telefonlarının taşıdığı konum bilgileri, arama kayıtları ve internet geçmişi gibi hassas verilerin, mahkeme kararı olmaksızın kolluk kuvvetlerince kullanılabileceğinin farkında değil. Ancak geçmişte bu konuda verilen yüksek mahkeme kararları, beklentilerin aksine zayıf bir sonuçla neticelenmişti. Şimdi benzer bir senaryo yeniden gündemde: Kullanıcıların özel hayatı ile devletin güvenlik ihtiyacı arasındaki denge bir kez daha test ediliyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Yüksek Mahkemesi'nin 2018'deki Carpenter v. ABD davasında aldığı karar, cep telefonu konum verilerinin arama emri gerektirdiğini hükme bağlamıştı. Ancak bu karar, yalnızca yedi günlük konum verisi için geçerliydi. Daha kısa süreli veriler veya diğer veri türleri (örneğin arama kayıtları, SMS geçmişi) halen daha düşük bir hukuki koruma standardına tabi. Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerde, özellikle Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) gibi kurumların toplu veri toplama programlarının sınırlandırılmasına rağmen, kolluk kuvvetlerinin operasyonel ihtiyaçları ön planda tutuldu. Bu durum, sivil toplum kuruluşlarının 'dijital mahremiyetin çöküşü' olarak nitelendirdiği bir ortam yarattı. Özellikle, 2020'den bu yana eyalet düzeyinde kabul edilen bazı yasalar, polisin acil durumlarda arama emri olmaksızın konum verisi talep etmesine izin veriyor. Bu yasalar, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarından yoksun olduğu için eleştiriliyor.
Geçtiğimiz hafta, Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) tarafından yayımlanan bir rapor, 2018'den bu yana en az 50 bin veri talebinin arama emri olmadan yapıldığını ortaya koydu. Rapor, özellikle göçmenlik ve uyuşturucuyla mücadele operasyonlarında bu tür uygulamaların yaygın olduğunu belirtiyor. Raporda ayrıca, teknoloji şirketlerinin mahkeme kararı olmayan taleplere uyma oranının yüzde 70'in üzerinde olduğu vurgulanıyor. Bu veriler, kullanıcıların sanıldığı kadar korunmadığını gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu gelişme, Avrupa Birliği ve diğer demokrasilerde benzer tartışmaları tetikliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, geçen yıl aldığı bir kararda, İngiltere'nin toplu veri toplama programının insan hakları ihlali olduğuna hükmetmişti. Ancak üye ülkelerin kendi yasalarını değiştirme konusundaki isteksizliği, pratikte bir iyileşme sağlamadı. Küresel ölçekte, Çin ve Rusya gibi ülkeler ise bu tartışmalara uzak; aksine, veri toplama kapasitelerini artırma yolunda ilerliyorlar. ABD'deki gelişme, özellikle beş göz istihbarat ittifakı ülkeleri arasında bir referans noktası oluşturuyor. Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'da da benzer yasal düzenlemeler mevcut. Ancak bu ülkelerde sivil toplum baskısı daha güçlü olduğu için, uygulamalar nispeten daha şeffaf.
Teknoloji devleri, bu süreçte iki yönlü bir baskı altında: Bir yandan hükümetlerin veri taleplerine uymak zorunda kalıyorlar, diğer yandan kullanıcı mahremiyeti konusunda artan toplumsal duyarlılıkla baş etmek durumundalar. Apple, 2020'de FBI'ın bir iPhone'un kilidini açmasına yardım etmeyi reddetmiş, ancak daha sonra benzer durumlarda işbirliğine gittiği yönünde eleştiriler almıştı. Bu ikilem, şirketlerin mahremiyet taahhütlerinin güvenilirliğini sorgulatıyor.
Uzmanlar, ABD Kongresi'nin konuyu kapsamlı bir yasayla çözmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak iki partili bir uzlaşmanın zorluğu, bu sorunun daha uzun süre gündemde kalacağını gösteriyor. Seçim yılı yaklaşırken, dijital haklar konusunun seçim kampanyalarında önemli bir yer tutması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kişisel verilerin korunması konusunda 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na (KVKK) sahip. Ancak kamu güvenliği gerekçesiyle yapılan veri işleme faaliyetleri, kanunun kapsamı dışında tutuluyor. ABD'deki bu tartışma, Türkiye'de de benzer bir denge sorununa işaret ediyor: Kolluk kuvvetlerinin dijital verilere erişimi hangi ölçüde denetlenmeli? Avrupa Birliği ile veri güvenliği konusundaki müzakerelerde Türkiye'nin mevzuat uyumu sorunsalı devam ediyor. ABD'de sivil toplumun bu konuda yürüttüğü kampanyalar, Türkiye'de de dijital haklar savunucuları için bir referans olabilir. Küresel bir veri ekonomisinde, mahremiyet korumasının zayıf olduğu ülkeler yatırım ve ticaret açısından dezavantajlı konuma düşebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin konuyu yalnızca güvenlik değil, ekonomi politikası perspektifinden de değerlendirmesi gerekiyor.