Birleşmiş Milletler'in İran'a ilişkin bağımsız araştırma komisyonu, geçtiğimiz şubat ayında İran'da bir okul ve spor tesisine düzenlenen iki askeri saldırıyı ABD'nin gerçekleştirdiğine dair "makul gerekçeler" bulunduğunu açıkladı. Komisyon, saldırıların uluslararası insancıl hukuk kapsamında savaş suçu oluşturduğunu belirtti. Bulgular, ABD'nin bölgedeki askeri operasyonlarına dair tartışmaları yeniden alevlendirirken, İran yönetiminin uluslararası alanda hesap sorma girişimlerini de güçlendirebilir.
Saldırıların ayrıntıları ve BM'nin tespitleri
BM İran Araştırma Misyonu tarafından hazırlanan rapora göre, şubat ayında ülkenin farklı bölgelerinde bir okul ve bir spor tesisine yönelik iki ayrı hava saldırısı düzenlendi. Saldırılarda aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Komisyon, olay yerinde yapılan incelemeler, tanık ifadeleri, uydu görüntüleri ve askeri uzman analizlerinin ardından saldırıların ABD silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirildiğine dair güçlü kanıtlar elde ettiğini duyurdu.
Raporda, saldırıların askeri bir hedefe yönelik olmadığı, doğrudan sivil tesisleri hedef aldığı vurgulandı. Bu durumun, Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası teamül hukuku uyarınca savaş suçu teşkil ettiği ifade edildi. Komisyon ayrıca, saldırı öncesinde herhangi bir uyarı yapılmadığını ve saldırıların orantısız güç kullanımı içerdiğini kaydetti.
BM yetkilileri, raporun henüz nihai olmadığını, ancak mevcut delillerin soruşturmanın derinleştirilmesi için yeterli olduğunu belirtti. ABD yönetiminden konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak Pentagon'un geçmişte bölgedeki operasyonlarla ilgili olarak sivil kayıpları kabul ettiği durumlar bulunuyor.
Uluslararası tepkiler ve hukuki süreç
Raporun kamuoyuna yansımasının ardından İran hükümeti, BM Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı ve saldırıların bağımsız bir uluslararası soruşturmayla aydınlatılmasını talep etti. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "Bu vahşetin failleri hesap vermelidir" diyerek tüm ülkelere sorumluluk çağrısı yaptı.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi sivil toplum kuruluşları, raporu memnuniyetle karşıladı ve saldırıların Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşınması gerektiğini savundu. Bazı Avrupa ülkeleri ise konunun BM çatısı altında ele alınması çağrısında bulundu.
Öte yandan, ABD'nin müttefikleri arasında rapora ilişkin farklı sesler yükseliyor. Bazı ülkeler, soruşturmanın tarafsızlığına gölge düşürmemek için açıklama yapmaktan kaçınırken, bazıları da olayın aydınlatılması gerektiğini dile getirdi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran'da okul ve spor tesisine yapılan saldırılar, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik dengelerini daha da gerginleştirebilir. ABD ile İran arasındaki ilişkiler, nükleer anlaşma müzakereleri ve yaptırımlar nedeniyle uzun süredir gergin. Bu tür bir saldırının ABD tarafından gerçekleştirildiğinin BM tarafından tespit edilmesi, Tahran'ın elini güçlendirecek ve bölgesel müttefiklerini harekete geçirmesine olanak tanıyacak.
Rusya ve Çin gibi ülkeler, raporu ABD karşıtı söylemlerinde kullanabilir. Ayrıca, saldırıların savaş suçu olarak nitelendirilmesi, ABD askeri personelinin uluslararası yargı önüne çıkarılması yönünde çağrıları artırabilir. Bu durum, ABD'nin uluslararası itibarını zedeleyebilir ve müttefikleriyle ilişkilerinde yeni bir gerilim hattı oluşturabilir.
BM'nin raporu, uluslararası hukukun sivil halkı koruma konusundaki etkinliğini bir kez daha sorgulatıyor. Son yıllarda artan sivil kayıplar, devletlerin hesap verebilirliği konusundaki boşlukları gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve bölgedeki istikrarı önemsemesi nedeniyle bu gelişmeyi yakından takip ediyor. ABD'nin İran'daki sivil hedeflere yönelik saldırıları, Türkiye'nin bölgede artan gerilimden duyduğu endişeyi artırabilir. Ayrıca, savaş suçu iddiaları, Türkiye'nin uluslararası hukuka bağlılığını vurgulaması için bir fırsat olabilir. Türkiye, hem İran hem de ABD ile dengeli ilişkiler yürütürken, olası bir askeri tırmanmanın enerji güvenliği ve mülteci akınları gibi riskleri beraberinde getireceğini hesaplamalı. Bu tür olaylar, Türkiye'nin Orta Doğu'daki arabuluculuk rolünü güçlendirmesi gerektiğini gösteriyor.