İsrail ordusunun Lübnan'ın güney bölgelerine yönelik saldırıları, Orta Doğu'da tansiyonu yeniden yükseltti. Middle East Eye'ın canlı blog haberine göre, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyinde çok sayıda noktaya hava ve topçu saldırısı düzenledi. Saldırıların hedefinde Hizbullah'a ait altyapı tesisleri ve sınır hattındaki mevzilerin bulunduğu belirtiliyor. Lübnan resmi kaynakları, saldırıların sivil yerleşim alanlarına yakın bölgelerde de etkili olduğunu ve bölgede büyük panik yaşandığını aktarıyor. İsrail tarafı ise operasyonların "terör altyapısını" hedef aldığını savunuyor. Bu gelişme, Ekim 2023'ten bu yana devam eden İsrail-Hizbullah çatışmalarının son halkası olarak değerlendiriliyor.
Saldırıların Arka Planı ve Bölgedeki Son Durum
İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik saldırıları yeni değil; ancak son haftalarda yoğunluk ve kapsam açısından belirgin bir artış gösterdi. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), sınır hattı boyunca Hizbullah'ın gözlem noktalarını, silah depolarını ve füze rampalarını vurduğunu açıkladı. Lübnan tarafından yapılan açıklamalarda ise saldırılarda çok sayıda sivilin yaralandığı, bazı köylerde evlerin yıkıldığı ifade ediliyor. Özellikle Titel, Kunin ve Bint Cübeyl çevresindeki yerleşim birimlerinin etkilendiği belirtiliyor.
Hizbullah, İsrail'in saldırılarına karşılık olarak sınırın kuzeyindeki İsrail askeri mevzilerine roket ve topçu atışları gerçekleştirdiğini duyurdu. Karşılıklı saldırılar, 2023 Ekim'inden bu yana en yoğun çatışma dönemlerinden birine işaret ediyor. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), tarafları itidal çağrısı yaparken, bölgedeki insani durumun giderek kötüleştiği uyarısında bulundu. Lübnan hükümeti, saldırıları uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirerek BM Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı.
Uzmanlar, İsrail'in Lübnan'a yönelik operasyonlarının Gazze'deki savaşla paralel bir strateji izlediğini belirtiyor. İsrail yönetimi, Hizbullah'ı sınır bölgesinden uzaklaştırmayı ve kuzey İsrail'de yaşayan yerleşimcilerin güvenli dönüşünü sağlamayı hedefliyor. Ancak bu hedef, bölgesel bir savaş riskini de beraberinde getiriyor. Lübnan zaten yıllardır süren ekonomik krizle boğuşuyor; yeni bir geniş çaplı çatışma, ülkeyi daha da büyük bir insani felakete sürükleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Lübnan hattındaki gerilim, yalnızca iki ülke arasında bir mesele değil. İran, Hizbullah'ın en önemli destekçisi konumunda ve Tahran yönetimi, İsrail'in saldırılarını "bölgesel istikrarı bozmaya yönelik bir provokasyon" olarak değerlendiriyor. İran Dışişleri Bakanlığı, saldırıların sona ermesi için uluslararası topluma çağrıda bulundu. ABD ise İsrail'in kendini savunma hakkını vurgulamakla birlikte, çatışmanın genişlemesini istemediğini yineliyor. Washington, diplomatik kanalları açık tutmaya çalışsa da bölgedeki askeri varlığını da güçlendirme yoluna gitti.
Avrupa Birliği ve Arap Birliği, artan gerilimden duydukları endişeyi dile getirerek acil ateşkes çağrısı yaptı. Fransa, Lübnan'ın eski sömürgeci gücü olarak özel bir diplomatik rol üstlenmeye çalışıyor ve taraflar arasında arabuluculuk girişimlerinde bulunuyor. Ancak şu ana kadar somut bir sonuç alınamadı. Rusya ve Çin de bölgedeki gelişmeleri yakından izlediklerini ve tarafların itidal göstermesi gerektiğini açıkladı.
Bu çatışma ortamı, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Orta Doğu'da genişleyen bir savaş ihtimali, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açıyor. Lübnan'ın güneyindeki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz'deki doğalgaz arama faaliyetlerini de riske atıyor. Ayrıca, mülteci akınlarının yeniden başlaması ve insani krizin derinleşmesi, Avrupa başta olmak üzere birçok bölgeyi doğrudan etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Ankara, İsrail'in saldırılarını şiddetle kınıyor ve bölgede kalıcı bir ateşkesin sağlanması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Lübnan'ın istikrarı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik ve enerji çıkarları açısından kritik önem taşıyor. Olası bir geniş çaplı savaş, Türkiye'nin güney sınırlarında yeni bir mülteci dalgasına ve ekonomik baskılara yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile yürüttüğü ticari ilişkiler ve bölgesel denge politikası, bu gerilimden olumsuz etkilenebilir. Ankara'nın Hizbullah ile doğrudan bir bağı olmasa da, Lübnan'daki mezhepsel dengeler ve İran'ın nüfuzu, Türk dış politikasının manevra alanını daraltabilir.