Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta, İran destekli Hizbullah örgütünün binlerce destekçisi, ülke ile İsrail arasında varılan deniz sınırı anlaşmasını protesto etmek amacıyla sokaklara döküldü. Göstericiler, anlaşmanın İsrail'e taviz verdiğini ve Lübnan'ın egemenlik haklarını zedelediğini savundu. Protestolar, anlaşmanın imzalanmasının ardından ülkenin güney kesimlerinde ve başkentte yoğunlaştı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, anlaşmayı 'tarihi bir hata' olarak nitelendirerek, hükümeti ulusal çıkarları korumamakla suçladı.
Anlaşmanın Arka Planı
Lübnan ve İsrail arasındaki deniz sınırı anlaşması, ABD arabuluculuğunda aylar süren müzakerelerin ardından Ekim 2022'de imzalanmıştı. Anlaşma, iki ülke arasında uzun süredir tartışmalı olan Kariş ve Kan adlı doğalgaz sahalarının paylaşımını düzenliyor. Lübnan, anlaşma sayesinde ekonomik krizle boğuşan ülkesi için hayati önem taşıyan doğalgaz kaynaklarına erişim sağlamayı umuyor. Ancak Hizbullah ve müttefikleri, anlaşmanın İsrail'e fazla taviz verdiğini ve Lübnan'ın egemenliğini ihlal ettiğini ileri sürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşma, bölgede enerji politikaları açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor. İsrail, anlaşma sayesinde Kariş sahasından doğalgaz çıkarma çalışmalarına hız verirken, Lübnan ise Kan sahasında arama faaliyetlerine başlamayı planlıyor. Ancak Hizbullah'ın anlaşmaya karşı çıkması, ülke içindeki siyasi bölünmeleri derinleştiriyor. Uzmanlar, protestoların bölgesel dengeleri etkileyebileceğini ve İran-İsrail gerilimini daha da tırmandırabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail deniz sınırı anlaşması, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiğini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, bölgedeki kendi kıta sahanlığı ve KKTC'nin hakları konusunda benzer anlaşmazlıklar yaşıyor. Anlaşmanın, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları açısından emsal teşkil edebileceği düşünülüyor. Ayrıca Hizbullah'ın tepkisi, Türkiye'nin bölgesel aktörlerle ilişkilerini ve Lübnan'daki siyasi dengeleri etkileyebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları konusundaki tutumunu ve enerji işbirliği arayışlarını daha da önemli hale getiriyor.