Avusturya'nın başkenti Viyana'da görülen bir davada, Suriye'de devrik lider Beşar Esad'a muhalif kişilere işkence yaptıkları gerekçesiyle yargılanan bir eski general ve bir eski polis memuru, Pazartesi günü 8'er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanıkların 2011-2012 yıllarında Suriye'nin Dera kentinde muhalifleri sorgularken sistematik işkence uyguladıklarını tespit etti. Bu dava, Suriye iç savaşındaki suçların Avrupa mahkemelerinde yargılandığı en son örnek olarak kayıtlara geçti. Sanıklardan eski General Abdüllatif el-Hasan ve eski Polis Memuru Hüseyin el-İbrahim, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla itham ediliyordu. Mahkeme, her iki sanığı da işkence ve insanlık onuruna aykırı muamele suçlarından hüküm giydirdi.
Davanın arka planı ve yargılama süreci
Dava, Avusturya'da "evrensel yargı yetkisi" ilkesi kapsamında görüldü. Bu ilke, uluslararası hukuka göre soykırım, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve işkence gibi ağır suçların işlendiği ülke dışında da yargılanmasına imkân tanıyor. Sanıkların 2020 yılında Avusturya'ya sığınmacı olarak başvurdukları ve talepleri reddedilince tutuklandıkları belirtiliyor. Yargılama sürecinde, mağdurların ifadeleri ve belgeler delil olarak kullanıldı. Mahkeme, her iki sanığın da askeri istihbarat biriminde görev yaptığı ve rejim karşıtlarına yönelik sorgulamalarda elektrik şoku, asma ve darp gibi yöntemler kullandığı sonucuna vardı. Avusturya Adalet Bakanlığı, kararın ardından yaptığı açıklamada, bu tür davaların uluslararası suçların cezasız kalmaması açısından taşıdığı öneme vurgu yaptı.
Dava, Suriye iç savaşında rejim güçlerinin işlediği suçların Avrupa'da yargılandığı bir dizi davanın parçası. Almanya, Fransa, İsveç ve Hollanda'da da benzer davalar açılmış durumda. Özellikle Almanya, 2021 yılında Suriyeli bir eski istihbarat subayını işkence suçundan mahkûm ederek emsal bir karara imza atmıştı. Avrupa'daki bu yargılamalar, Suriye rejiminin uluslararası toplum önünde hesap vermesi için fırsat sunarken, mağdurlar için de adalet arayışında bir umut ışığı oluşturuyor. Ancak insan hakları örgütleri, çok sayıda failin hâlâ Avrupa'da serbestçe dolaştığına ve yargılanmadığına dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu dava, Suriye iç savaşının bitmeyen etkilerini ve uluslararası hukukun sınırlarını bir kez daha gündeme getirdi. Suriye'de 2011'de başlayan çatışmalarda yüz binlerce kişi hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden edildi. Esad rejiminin muhaliflere yönelik sistematik işkence ve keyfi gözaltı uygulamaları, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarında da belgelenmiş durumda. Avrupa ülkeleri, uluslararası ceza mahkemeleri yoluyla bu suçların faillerini yargılama konusunda istekli görünüyor. Ancak Esad rejiminin destekçisi olan Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye'ye yönelik yaptırım kararlarını defalarca veto etti. Bu durum, Suriye'deki savaş suçlularının uluslararası alanda yargılanmasının önünde engel oluşturuyor. Avrupa'daki evrensel yargı yetkisi uygulamaları, bu boşluğu doldurmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye'nin Suriye politikası açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, Suriye iç savaşından en çok etkilenen ülkelerden biri olarak milyonlarca Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Avrupa mahkemelerinde Suriye rejiminin işkence suçlarının yargılanması, savaş suçlarına karşı uluslararası bir duruş sergilenmesi açısından değerli. Bununla birlikte, Türkiye'nin kendi sınırları içinde Suriyeli sığınmacılara yönelik politikaları ve zaman zaman Esad rejimiyle normalleşme sinyalleri, bu tür yargılamaların bölgesel dengeler üzerindeki etkisini daha da karmaşık hale getiriyor. Sonuç olarak, uluslararası hukuk açısından önemli bir emsal olan bu karar, Türkiye'nin Suriye'deki insan hakları ihlalleri konusundaki tutumunu netleştirmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.