Avrupa Birliği'nin (AB) kritik sektörlerde yerli üretimi desteklemek amacıyla hazırladığı “Made in Europe” stratejisi, iki lokomotif ülke Fransa ve Almanya arasında derin bir görüş ayrılığını ortaya çıkardı. AB Komisyonu’nun yeşil teknoloji, ilaç ve dijital alanlarda Avrupa menşeli ürünlere öncelik tanıyan düzenlemeleri devreye alma çabası, Fransız hükümeti tarafından “Avrupa egemenliği” için tarihi bir fırsat olarak görülürken, Almanya ihracat odaklı ekonomisini korumak adına korumacılığa karşı mesafeli duruyor. Tartışma, AB’nin küresel ticarette artan rekabet ve jeopolitik gerilimler karşısında nasıl bir yol izleyeceğini belirleyecek.
Gelişmenin Arka Planı: Yeşil ve Dijital Dönüşümde Yerli Üretim Israrı
AB, 2020’de açıkladığı Yeşil Mutabakat ve ardından gelen Net-Sıfır Sanayi Yasası ile karbon nötr bir ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedefliyor. Ancak Çin ve ABD’nin devlet destekli sanayi politikaları, Avrupa’nın bu yarışta geri kalma endişesini artırdı. Özellikle ABD’nin Enflasyon Azaltma Yasası (IRA) ile yeşil teknolojilere sağladığı 369 milyar dolarlık teşvik paketi, Avrupalı şirketlerin yatırımlarını Kuzey Amerika’ya kaydırmasına neden oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu duruma karşı “Avrupa’nın kendi sanayi stratejisini acilen oluşturması gerektiğini” savunarak, “Made in Europe” ilkesinin kamu alımlarında ve teşviklerde bağlayıcı hale getirilmesini istiyor. Paris’e göre, güneş paneli, batarya, rüzgar türbini gibi kritik ürünlerde dışa bağımlılık, iklim hedeflerini ve ekonomik güvenliği riske atıyor.
Almanya ise bu yaklaşıma temkinli. Alman Sanayi Federasyonu (BDI) ve hükümet yetkilileri, korumacı önlemlerin serbest ticareti zedeleyeceğini ve ihracatçı Alman firmalarını olumsuz etkileyeceğini belirtiyor. Almanya Ekonomi Bakanı Robert Habeck, “Avrupa’nın kendi üretimini güçlendirmesi gerektiğini, ancak bunun içe kapanma anlamına gelmemesi gerektiğini” ifade etti. Berlin, özellikle otomotiv ve makine sektörlerinde Çin pazarına olan bağımlılığı nedeniyle, Pekin’i karşısına alacak agresif bir sanayi politikasından kaçınıyor. Ayrıca, AB’nin Dünya Ticaret Örgütü (DTO) kurallarına uygun hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: AB İçinde Dengeler Değişiyor
Fransa-Almanya hattındaki anlaşmazlık, AB’nin gelecekteki ticaret politikasının şekillenmesinde belirleyici olacak. AB Komisyonu, “Made in Europe” ilkesini yasal bir çerçeveye oturtmak için üye ülkelerden görüş topluyor. Önerilen düzenlemeler arasında kamu ihalelerinde Avrupa ürünlerine yüzde 10-20 arası fiyat avantajı tanınması, kritik hammaddelerde stok zorunluluğu ve Ar-Ge teşviklerinin yerelleştirilmesi bulunuyor. Ancak bu adımlar, AB’nin uzun süredir savunduğu açık pazar ilkesiyle çelişiyor. İsveç, Hollanda ve Çekya gibi ihracatçı ülkeler de Almanya’nın yanında yer alarak korumacılığa karşı çıkıyor.
Öte yandan, AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımların kaldırılması yönündeki tartışmalar da gündemi meşgul ediyor. Bazı üye ülkeler, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve ekonomik durgunluk nedeniyle yaptırımların gözden geçirilmesini isterken, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Yaptırımların kaldırılması doğru bir sinyal olmaz” diyerek kararlılık mesajı verdi. Bu tartışma, “Made in Europe” planının jeopolitik boyutunu da gözler önüne seriyor: Avrupa, bir yandan ekonomik güvenliğini sağlarken diğer yandan Rusya ve Çin ile ilişkilerinde denge gözetmek zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB’nin “Made in Europe” hamlesi, Türkiye’nin Gümrük Birliği üyesi olarak dış ticaretini doğrudan etkileyebilir. Eğer AB, kamu alımlarında ve teşviklerde Avrupa menşeli ürünlere ayrıcalık tanırsa, Türk ihracatçıları özellikle otomotiv, tekstil ve beyaz eşya sektörlerinde dezavantaj yaşayabilir. Ancak Türkiye, ucuz işgücü ve stratejik konumuyla Avrupalı firmalar için cazip bir üretim üssü olmayı sürdürüyor. Öte yandan, AB’nin korumacılığa yönelmesi, Türkiye’nin kendi sanayi politikalarını gözden geçirmesi ve katma değerli üretime yönelmesi için bir uyarı olarak da okunabilir. Ayrıca, yaptırımların kaldırılması tartışmaları, Türkiye’nin Rusya ile enerji ve ticaret ilişkilerini dengeleme çabalarını da etkileyebilir.