Nobel ekonomi ödüllü Paul Krugman’ın son yazılarında vurguladığı gibi, Avrupa ekonomisi ABD karşısında büyüme ve yenilikçilikte geri kalmış gibi görünse de, yaşam standartları açısından aradaki fark sanıldığı kadar büyük değil. Ancak bu durumun sürdürülebilirliği, Avrupa’nın teknolojik sınırda rekabet edebilme yeteneğini yeniden kazanmasına bağlı. Krugman, 2024’te yayımlanan analizinde, Avrupa ve ABD arasındaki GSYİH büyüme farkına rağmen, çalışma saatleri, sosyal güvenlik ağları ve gelir eşitsizliği gibi faktörlerin Avrupa’nın yaşam standardını ABD’ye yaklaştırdığını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ekonomisi son yirmi yılda Avrupa’dan daha hızlı büyürken, kişi başına düşen reel GSYİH’deki fark %30’a ulaştı. Ancak Krugman, bu farkın büyük ölçüde Avrupalıların daha az çalışmasından kaynaklandığını savunuyor. Örneğin, ortalama bir ABD’li yılda 1.800 saat çalışırken, Almanlar 1.350 saat çalışıyor. Fransa ve İtalya’da da benzer oranlar geçerli. Ayrıca Avrupa’da daha kısa haftalık çalışma süreleri, daha uzun tatiller ve daha erken emeklilik yaygın. Bu, GSYİH’yi düşürse de, boş zamanı daha yüksek bir refah göstergesi olarak kabul eden Avrupa modeli, yaşam memnuniyeti anketlerinde ABD ile başa baş sonuçlar alıyor.
Krugman’a göre, ABD’deki daha yüksek kişi başına GSYİH büyük ölçüde gelir eşitsizliğinden kaynaklanıyor. En üst %1’lik dilim ABD’de milli gelirin %20’sini alırken, bu oran Avrupa’da %10 civarında. Medyan gelir (hanehalkının ortanca geliri) açısından bakıldığında, ABD ile AB arasındaki fark %10-15’e düşüyor. Kamu hizmetlerine erişim (sağlık, eğitim) dikkate alındığında ise fark neredeyse kapanıyor. Ancak Krugman uyarıyor: Bu durum sonsuza dek sürmeyecek. Avrupa’nın verimlilik büyümesi son on yılda ABD’nin gerisinde kaldı ve bu, özellikle dijital teknolojiler, yapay zeka ve biyoteknoloji gibi alanlardaki yatırım eksikliğinden kaynaklanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa’nın inovasyon açığı, yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda jeopolitik sonuçları da beraberinde getiriyor. ABD merkezli teknoloji devleri (Apple, Google, Microsoft) ve Çin’in yükselen teknoloji girişimleri, Avrupa’nın teknolojik bağımsızlığını tehdit ediyor. Avrupa Birliği’nin Dijital Geçiş ve Yeşil Mutabakat hedefleri, ancak güçlü bir inovasyon ekosistemiyle mümkün. Krugman, Avrupa’nın Ar-Ge harcamalarının GSYİH’nin %2’si civarında olduğunu (ABD’de %3,1), patent başvurularında da geride kaldığını hatırlatıyor. Öte yandan, Avrupa’nın sosyal refah modeli, gelir eşitsizliğini azaltmakta başarılı olsa da, uzun vadede verimlilik artışı sağlamadığı takdirde bu modelin finansmanı zorlaşacak. Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, bütçe açıkları ve yaşlanan nüfusla başa çıkmak için yapısal reformlara ihtiyaç duyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa ve ABD arasındaki bu dengeyi yakından izlemek zorunda. Türkiye’nin dış ticaretinin büyük kısmı AB ile yapıldığı için, Avrupa’nın teknolojik rekabet gücü kaybı, Türkiye’nin ihracat potansiyelini ve yabancı yatırım çekme kabiliyetini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, AB’nin dijital dönüşüm ve yeşil mutabakat sürecine uyum sağlamak için inovasyona yatırım yapmalı; aksi halde AB pazarında rekabet avantajını kaybedebilir. Küresel düzeyde ise AB-ABD arasındaki ekonomik farklılaşma, Türkiye’nin doğal olarak Avrupa ile entegrasyon stratejisini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.