Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı başladığından bu yana neredeyse iki yıl geçti ve savaşın etkileri artık Rusya'nın her köşesinde hissediliyor. Başlangıçta Kremlin propagandasının yarattığı "özel askerî operasyon" söylemi, ülke içinde savaşın doğrudan maliyetleriyle yüzleşen sıradan Ruslar için yerini derin bir endişe ve öfkeye bırakıyor. Enflasyonun yükselmesi, ruble'nin değer kaybı ve devam eden can kayıpları, toplumda giderek büyüyen bir huzursuzluğa yol açıyor.
Savaş ekonomisi halkın belini büküyor
Rusya Merkez Bankası, artan enflasyonla mücadele etmek için faiz oranlarını yüzde 15'e yükseltti ancak bu hamle, kredi maliyetlerini artırarak küçük işletmeleri ve tüketici harcamalarını olumsuz etkiliyor. Gıda fiyatları son bir yılda yüzde 20'den fazla arttı, ithal ürünler neredeyse ulaşılmaz hale geldi. Batı yaptırımları, teknoloji ve ilaç gibi kritik sektörlerde tedarik zincirlerini bozarken, Rus hükümeti savaş harcamalarını karşılamak için sosyal harcamaları kısmak zorunda kalıyor. Kamuoyu yoklamaları, maaşlarının eridiğini gören orta sınıfın giderek daha fazla endişelendiğini gösteriyor.
Askerî kayıpların boyutu da halk arasında gizli bir öfkeye neden oluyor. Resmî rakamlar açıklanmasa da, Batılı istihbarat kaynakları Rusya'nın 300 binin üzerinde zayiat verdiğini tahmin ediyor. Özellikle etnik azınlıkların ve yoksul bölgelerden gelen vatandaşların savaşta orantısız şekilde can verdiği biliniyor. Bu durum, savaşa karşı açık muhalefeti imkânsız kılan baskıcı ortama rağmen, toplumsal gerginliği artırıyor. Aileler kayıplarının ardından yeterli tazminat alamadıkları gibi, cenazelerde bile ordu yetkililerinin ağır baskısıyla karşılaşıyor.
Bölgesel istikrarsızlığın küresel yansımaları
Rusya içindeki bu huzursuzluk, Kremlin'in dış politika hesaplarını da etkiliyor. Putin yönetimi, savaşın uzaması ve ekonomik baskıların artması nedeniyle iç cepheyi korumak için daha fazla otoriter tedbir almak zorunda kalıyor. Savaş karşıtı gösterilerin bastırılması, bağımsız medyanın susturulması ve muhaliflerin tasfiyesi, savaşın ikinci yılında daha da yoğunlaştı. Ancak küresel piyasalar, Rusya'daki bu gelişmeleri yakından izliyor; zira herhangi bir iç istikrarsızlık, enerji arzından nükleer denetime kadar birçok alanda domino etkisi yaratabilir. Avrupa Birliği, olası bir gaz krizi senaryosuna karşı alternatif tedarik yollarını çeşitlendirmeye devam ediyor.
Uzmanlar, Rusya'nın batı bölgelerinde toplumsal huzursuzluğun ilk işaretlerinin görülmeye başlandığını belirtiyor. Savaş karşıtı ve ekonomi yanlısı söylemler, küçük çapta da olsa Moskova ve Saint Petersburg gibi büyük şehirlerde yankı buluyor. Bu durum, Kremlin'in seçimler öncesinde popülist vaatler ve ulusal gurur söylemine ağırlık vermesine yol açıyor. Ancak gerçek manada bir siyasi dönüşüm beklenmezken, mevcut gidişat Rusya'nın uzun dönemli istikrarı için ciddi bir risk oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'daki iç huzursuzluk ve ekonomik sorunlar, Türkiye'yi doğrudan etkileyen üç kanaldan yansıyabilir: turizm gelirleri, enerji ithalatı ve tahıl koridoru gibi bölgesel anlaşmalar. Rus turist sayısında olası bir düşüş, Türkiye'nin turizm sektöründe kayda değer bir boşluk yaratabilir. Enerji alanında ise Rusya'nın istikrarsızlığı, Türkiye'nin doğalgaz tedarikini ve Akkuyu Nükleer Santrali gibi ortak projelerin takvimini etkileyebilir. Ankara, Karadeniz'deki tahıl anlaşmasının yenilenmesi ve Ukrayna-Rusya arasında arabuluculuk rolü sayesinde stratejik pozisyonunu korumak isteyecektir. Rusya'daki gelişmelerin seyrine bağlı olarak Türkiye'nin denge siyasetinde esneklik kazanması mümkün görünüyor.