Ankara, 15 Ekim 2024 – ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye’nin geçici yönetim lideri Ahmed eş-Şaraa arasında Ankara’da gerçekleşen zirve, sıradan bir diplomatik temas olmanın çok ötesine geçti. Görüşme, Suriye’yi yıllardır süren insani felç halinden çıkarıp NATO çerçevesinde tasarlanmış bir yeniden yapılanma sürecine sokan yapısal bir kırılma olarak değerlendiriliyor. Zirvede, yaptırımların hafifletilmesi, mültecilerin geri dönüşü, milislerin terhis edilmesi, Körfez sermayesinin Suriye’ye akışı ve dijitalleştirilmiş bir mülkiyet rejiminin kurulması gibi kritik başlıklar masaya yatırıldı.
Zirvenin perde arkası: Yaptırımlar, mülteciler ve milisler
Trump ile eş-Şaraa’nın baş başa görüşmesinin ardından yayımlanan ortak bildiride, Suriye’ye uygulanan uluslararası yaptırımların kademeli olarak kaldırılması için bir yol haritası üzerinde mutabık kalındığı belirtildi. Bu adımın, Suriye’nin savaş öncesi ekonomik seviyesine dönmesi için gerekli olan 250 milyar dolarlık yeniden imar bütçesinin önünü açması bekleniyor. Bildiride ayrıca, Türkiye’de bulunan 3,6 milyon Suriyeli mültecinin gönüllü ve güvenli geri dönüşü için bir koordinasyon merkezi kurulması kararlaştırıldı.
Milislerin terhisi konusunda ise, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve HTŞ gibi silahlı grupların, NATO standartlarına uygun bir ulusal ordu çatısı altında birleştirilmesi hedefleniyor. Bu sürecin, Türkiye’nin güney sınırındaki terör tehdidini azaltması ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü pekiştirmesi amaçlanıyor. Ancak gözlemciler, milislerin tasfiyesinin bölgesel dengeleri altüst edebileceği uyarısında bulunuyor.
Körfez sermayesi ve dijital devrim: Yeni Suriye’nin altyapısı
Zirvenin en dikkat çekici başlıklarından biri, Körfez ülkelerinin Suriye’ye yönelik yatırım taahhütleri oldu. Suudi Arabistan, BAE ve Katar, toplam 15 milyar dolarlık bir fon oluşturarak enerji, ulaşım ve konut projelerini finanse edecek. Bu fonun yönetimi, Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı uluslararası bir kurula emanet edildi. Ek olarak, Suriye’deki gayrimenkul ve arazi kayıtlarının blockchain tabanlı bir sisteme taşınması planlanıyor. Bu sayede, savaş sırasında kaybolan ya da gasp edilen mülkiyet haklarının iadesi ve yatırımcı güveninin sağlanması hedefleniyor. Dijital mülkiyet sistemi, aynı zamanda yolsuzluğu önleme ve vergi şeffaflığı açısından da kritik bir adım olarak görülüyor.
Ankara’daki zirve, Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye’nin oynadığı kilit rolü bir kez daha teyit etti. Zirveye ev sahipliği yapan Türkiye, hem askeri operasyonlarıyla sınır güvenliğini sağlayan hem de diplomatik girişimleriyle uluslararası mutabakatı mümkün kılan bir aktör konumunda. Öte yandan, Rusya ve İran’ın süreç dışı bırakılması, bu iki ülkenin bölgedeki nüfuzunu sorgulamaya açtı. Moskova, Suriye’deki askeri varlığını korumakta kararlı görünürken, Tahran ise yaptırımların hafiflemesiyle Şam’la olan ekonomik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu zirve, Türk dış politikası için çok boyutlu bir kazanım anlamına geliyor. Öncelikle, mültecilerin geri dönüşü konusunda somut bir takvim belirlenmesi, Türkiye’nin üzerindeki demografik ve ekonomik yükü hafifletebilir. Ayrıca, milislerin terhisi ve SDG’nin merkezi orduya entegrasyonu, Türkiye’nin güney sınırındaki PKK varlığına yönelik tehdidi azaltabilir. Ekonomik açıdan ise, Körfez sermayesinin Suriye’ye akışı, Türk müteahhitlik firmalarına yeni ihale fırsatları yaratabilir. Öte yandan, Rusya ve İran’ın süreçten dışlanması, Ankara’nın bu ülkelerle olan ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Türkiye’nin, hem Batı ittifakı içinde hem de bölgesel dengeleri gözeterek hareket etmesi gerekiyor.