İngiltere'de Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, ülkenin merkeziyetçi yapısını sorgulayan yeni bir planla gündeme geldi. Burnham, Londra'da toplanan siyasi ve ekonomik gücün Birleşik Krallık'ın diğer bölgelerine dağıtılmasını öngören bir ademi merkeziyet programı başlattı. Plan, bölgesel eşitsizlikleri gidermeyi ve yerel yönetimlerin yetkilerini artırmayı amaçlıyor. BBC Radio 4'ün Today programında yayınlanan kapsamlı analizde, Adam ve Alex, Burnham'ın bu vizyonunun detaylarını ve potansiyel etkilerini inceledi.
Gelişmenin Arka Planı
Andy Burnham, 2017 yılından bu yana Greater Manchester Belediye Başkanı olarak görev yapıyor. Daha önce İşçi Partisi'nin önde gelen isimlerinden biri olan Burnham, 2015 ve 2016'da parti liderliği için yarışmıştı. Şimdi ise Birleşik Krallık'ın aşırı merkeziyetçi modelini eleştiriyor. Londra, ülke nüfusunun sadece %13'üne ev sahipliği yapmasına rağmen, vergi gelirlerinin büyük kısmını alıyor ve siyasi kararların çoğu buradan yönetiliyor. Burnham, bu durumun özellikle kuzey İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da yatırım eksikliğine ve hizmet kalitesinde dengesizliğe yol açtığını savunuyor. Plana göre, Londra'daki hükümet departmanlarının önemli bir kısmı diğer bölgelere taşınacak, yerel yönetimlere daha fazla mali özerklik verilecek ve bölgesel kalkınma için özel fonlar oluşturulacak.
Burnham'ın planı, mevcut hükümetin "Seviye Atlamalı" (Leveling Up) politikasıyla benzerlikler taşısa da, daha radikal bir ademi merkeziyeti savunuyor. Başbakan Rishi Sunak'ın politikası, genellikle altyapı projelerine ve eğitim yatırımlarına odaklanırken, Burnham doğrudan siyasi ve mali yetki devrini öneriyor. Örneğin, Manchester, Birmingham, Leeds ve Newcastle gibi şehirlerin kendi bütçelerini belirlemesi ve sağlık, ulaşım gibi alanlarda tam yetki sahibi olması gerektiğini vurguluyor. Bu, İşçi Partisi içinde de ademi merkeziyet yanlıları tarafından desteklenirken, bazıları bunun ülkeyi parçalayabileceği endişesini taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Burnham'ın planı yalnızca Birleşik Krallık içinde değil, diğer Avrupa ülkelerinde de yankı buluyor. Birleşik Krallık, Fransa ve İrlanda gibi ülkeler, merkeziyetçi modelleriyle bilinirken, Almanya ve İsviçre gibi federal yapılar bölgesel eşitsizlikleri daha iyi yönetiyor. Burnham, Almanya'nın eyalet sistemini referans alarak, İngiltere'nin de benzer bir model benimsemesi gerektiğini belirtiyor. Brexit sonrası dönemde, ülkenin bölgesel dengesizlikleri daha da belirgin hale geldi; Londra dışındaki bölgeler AB fonlarından mahrum kaldı ve ticaret anlaşmalarından sınırlı fayda sağladı. Bu durum, İskoçya ve Galler'de bağımsızlık taleplerini güçlendirirken, Kuzey İngiltere'de de "Kuzeyin Güçlendirilmesi" çağrılarını artırdı.
Planın uygulanması halinde, Londra'nın dünya finans merkezi statüsü zarar görebilir; ancak Burnham, Londra'nın cazibesini kaybetmeyeceğini, aksine diğer bölgelerin de kalkınmasıyla ülkenin genel rekabet gücünün artacağını savunuyor. Küresel bağlamda, bu tür ademi merkeziyet girişimleri, diğer merkeziyetçi devletler için de bir model oluşturabilir. Özellikle Fransa'da Cumhurbaşkanı Macron benzer reformlar üzerinde çalışırken, Türkiye gibi ülkelerde de yerelleşme tartışmaları gündemde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'taki bu ademi merkeziyet tartışmaları, Türkiye'de de benzer bir gündemi yansıtıyor. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile merkeziyetçilik artarken, yerel yönetimlerin yetkileri sınırlandırılmış durumda. Burnham'ın planı, büyükşehir belediyelerinin daha fazla mali ve idari özerklik kazanmasına yönelik talepleri akla getiriyor. Ancak Türkiye'deki siyasi yapı, merkeziyetçi geleneğe dayandığı için bu planın doğrudan uygulanması zor. Yine de, İngiltere'deki gelişmeler Türk siyasetçilere ve akademisyenlere, bölgesel kalkınma ve yerel demokrasi konusunda fikir verebilir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki eşitsizliklerin giderilmesi için ademi merkeziyetin bir seçenek olarak değerlendirilmesi mümkün.