Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’in yukarısındaki tepelerde yer alan bir topluluğa düzenlenen silahlı çete saldırısında en az 47 kişi hayatını kaybetti, 50’den fazla kişi kaçırıldı. Yetkililer, ülkede son yılların en büyük toplu kaçırma olaylarından biri olduğu belirtilen saldırının, başkenti çevreleyen bölgelerde kontrolü ele geçirmeye çalışan çetelerin güç gösterisi olarak değerlendirildiğini açıkladı. Çete liderlerinden biri, güvenlik güçlerinin kurtarma operasyonu sırasında herhangi bir çete üyesini öldürmesi durumunda rehineleri öldüreceği tehdidinde bulundu.
Gelişmenin Arka Planı
Saldırı, başkentin hemen dışında, yoksul mahallelerin ve göçmen topluluklarının bulunduğu bir bölgede gerçekleşti. Yerel yetkililer, saldırıyı düzenleyen çetenin, bölgedeki nüfuzunu genişletmeye çalışan ve son aylarda şiddet eylemlerini artıran silahlı gruplardan biri olduğunu belirtiyor. Görgü tanıkları, silahlı kişilerin evleri basarak insanları dışarı çıkardığını, bazılarını olay yerinde öldürdüğünü, çoğunu ise bilinmeyen bir yere götürdüğünü aktardı.
Haiti Ulusal Polisi, saldırının ardından geniş çaplı bir kurtarma operasyonu başlattıklarını ancak bölgenin çetelerin kontrolünde olması nedeniyle operasyonun zorlu ilerlediğini duyurdu. Polis sözcüsü, “Bu, masum insanlara yönelik vahşi bir saldırıdır. Rehinelerin güvenliğini sağlamak için tüm imkanlarımızı seferber ettik” ifadelerini kullandı. Ancak güvenlik güçlerinin müdahalesi, çete liderlerinin açıklamaları nedeniyle riskli bir hal alıyor. Çete lideri, yerel bir radyo istasyonuna yaptığı açıklamada, “Polis kardeşlerimden herhangi birine zarar verirse, elimizdeki tüm rehineleri öldürürüz” dedi.
Saldırı, Haiti’de uzun süredir devam eden siyasi krizin yanı sıra ekonomik çöküntü ve artan gıda güvensizliğiyle mücadele eden ülkeyi daha da derin bir kaosa sürüklüyor. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre, Haiti nüfusunun yaklaşık yarısı insani yardıma muhtaç durumda. Çeteler, başkentteki yakıt depolarına ve limanlara saldırarak temel hizmetlerin felç olmasına neden oluyor; bu durum, sağlık hizmetlerine erişimi de ciddi şekilde engelliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Haiti’deki güvenlik krizi yalnızca ülkeyi değil, tüm Karayipler bölgesini etkiliyor. Son yıllarda artan çete şiddeti, komşu ülkelerde göç dalgalarına yol açtı; binlerce Haitili, Dominik Cumhuriyeti, Şili ve ABD gibi ülkelere düzensiz göçle sığınma talebinde bulunuyor. ABD, Haiti’deki krize askeri müdahale seçeneklerini değerlendirdiğini açıklarken, Kanada ve Fransa gibi ülkeler de diplomatik baskılarını artırıyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Haiti’deki durumun “uluslararası barış ve güvenliğe tehdit” oluşturduğunu belirterek, uluslararası bir gücün gönderilmesini öngören karar tasarısı üzerinde görüşmelerini sürdürüyor. Ancak böyle bir müdahalenin zamanlaması ve kapsamı konusunda netlik yok. Uzmanlar, Haiti’deki çetelerin silah ve mühimmat ihtiyacını ABD’den kaçak yollarla karşıladığını, bu nedenle uluslararası toplumun silah ambargosu uygulaması gerektiğini söylüyor.
Bu saldırı, Haiti’nin devlet otoritesinin ne kadar zayıfladığının bir göstergesi. Hükümet, başkentteki birçok bölgeyi çetelerden geri alamamış durumda; polis güçleri sayıca yetersiz ve ekipman eksikliği çekiyor. Ülkede 2016’dan bu yana seçim yapılamaması, hükümetin meşruiyetini de tartışmalı hale getiriyor. Başbakan Ariel Henry, geçici hükümetle ülkeyi yönetmeye çalışıyor ancak muhalefet, onun istifasını istiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Haiti’deki bu kriz, Türkiye’nin doğrudan bir tarafı olmadığı bir bölgede yaşanıyor; ancak küresel güvenlik açısından önemli yansımaları var. Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde Haiti’deki insani krize dikkat çeken ülkeler arasında yer alıyor. Ayrıca, Karayipler bölgesindeki istikrarsızlık, göç hareketlerini tetikleyerek ABD ve Avrupa’ya ulaşan göç yollarını etkileyebilir. Türkiye’nin, bu tür bölgesel krizlerde insani yardım sağlamada aktif bir rol oynaması, dış politikasının insani diplomasi anlayışıyla örtüşüyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin Afrika ve Latin Amerika’da artan diplomatik açılımı, gelecekte Haiti gibi ülkelerle daha güçlü iş birlikleri geliştirmesinin önünü açabilir. Şu an için krizin Türkiye’ye doğrudan ekonomik veya güvenlik etkisi sınırlı olsa da, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik küresel çabalara katkı sağlama potansiyeli taşıyor.