Kürtlerin özerk yönetiminin fiili ordusu konumundaki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), lideri Mazlum Abdi'nin Salı günü yaptığı açıklamayla feshedildiğini duyurdu. Washington destekli bu güç, Suriye'de IŞİD'e karşı yürütülen savaşın en ön saflarında yer almış ve önemli bir müttefik olarak öne çıkmıştı. SDG'nin feshedilmesi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki dengeleri kökten değiştirebilecek kritik bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
SDG'nin Yükselişi ve IŞİD'le Mücadeledeki Rolü
Suriye Demokratik Güçleri, 2015 yılında ABD'nin desteğiyle kuruldu. Ana omurgasını YPG (Halk Savunma Birlikleri) oluştururken, Arap aşiretlerinden ve farklı etnik gruplardan da savaşçılar bünyesine kattı. SDG, Suriye iç savaşının en kanlı dönemlerinde IŞİD'e karşı toprak kazanarak uluslararası toplumun dikkatini çekti. Özellikle 2017'deki Rakka operasyonu ve 2019'da IŞİD'in son kalesi olan Bağuz kasabasının ele geçirilmesinde belirleyici bir rol oynadı.
ABD, SDG'yi yalnızca askeri olarak değil, aynı zamanda lojistik ve istihbarat desteğiyle de güçlendirdi. Bu sayede SDG, Suriye'nin kuzey ve doğusunda geniş bir alanı kontrol eder hale geldi. Ancak bu durum, Türkiye'nin sert tepkisine yol açtı. Ankara, SDG'nin PKK'nın Suriye uzantısı olduğunu ve ulusal güvenliği için tehdit oluşturduğunu savundu.
SDG'nin feshedilmesi, yalnızca askeri bir yapının dağılması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda, Suriye'nin kuzeydoğusunda kurulan özerk yönetimin geleceği konusunda da ciddi soru işaretleri doğuruyor. Mazlum Abdi'nin açıklaması, bu yönetimin de kademeli olarak Şam ile entegre olacağına dair bir işaret olarak yorumlanabilir.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
SDG'nin feshedilmesi, bölgesel güç dengeleri açısından oldukça önemli. Özellikle ABD'nin Suriye politikası üzerinde doğrudan etkili olacak bir gelişme. Washington, yıllardır SDG'yi IŞİD'le mücadelede ana ortak olarak gördü ve bu güce askeri destek sağladı. SDG'nin dağılması, ABD'nin Suriye'deki askeri varlığının geleceğini de belirsizleştiriyor.
Öte yandan, bu gelişme Suriye hükümeti ve Rusya için bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Şam yönetimi, uzun süredir SDG'nin kontrolündeki bölgeleri yeniden merkezi otoriteye bağlamak istiyordu. SDG'nin feshedilmesi, bu hedefe ulaşma yolunda önemli bir adım olabilir. Ancak, bu sürecin nasıl işleyeceği ve bölgedeki diğer aktörlerin nasıl tepki vereceği belirsizliğini koruyor.
İran ve Irak gibi komşu ülkeler de bu gelişmeyi yakından izliyor. SDG'nin zayıflaması, özellikle sınır güvenliği açısından yeni riskler doğurabilir. Ayrıca, bölgede yaşayan Kürt nüfusun geleceği, bu fesih kararının en kritik boyutlarından biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun süredir SDG'yi PKK'nın Suriye'daki uzantısı olarak görmekte ve bu yapının varlığını milli güvenliğine tehdit olarak kabul etmekteydi. SDG'nin feshedilmesi, Ankara'nın bu konudaki taleplerinin bir ölçüde karşılanması anlamına gelebilir. Ancak, sürecin nasıl işleyeceği ve SDG'nin silahlı kanadının akıbeti büyük önem taşıyor. Türkiye, fesih kararının ardından bölgede güvenlik boşluğu oluşmaması için dikkatli bir politika izleyecektir. Ayrıca, Esad rejimiyle normalleşme sürecine ilişkin tartışmalar, bu gelişmeyle birlikte yeniden şekillenebilir. Ankara'nın önceliği, Suriye'nin kuzeyinde kendi güvenlik kaygılarını gidermek ve sahadaki dengeleri lehine çevirmek olacaktır.