Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, ülkenin kritik eyaletlerinden birinde düzenlenen seçimi kazanarak siyasi tarihinde yeni bir sayfa açtı. Almanya'nın iç istihbarat teşkilatı tarafından 'aşırı sağcı' olarak sınıflandırılan parti, anketlere göre 2029 genel seçimlerinde birinci parti olma yolunda ilerliyor. Bu sonuç, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da aşırı sağın ana akım siyasete ne kadar yaklaştığının somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
AfD'nin yükselişinin arka planı
AfD, 2013 yılında avro karşıtı bir platformla kurulmuş, ancak özellikle 2015 göç krizi sonrasında göçmen karşıtı söylemiyle tabanını genişletmişti. Parti, Doğu Almanya eyaletlerinde (Saksonya, Thüringen, Brandenburg gibi) geleneksel olarak daha güçlü. Son eyalet seçim zaferi, bu bölgelerdeki ekonomik durgunluk, göçmen karşıtlığı ve ana akım partilere duyulan güvensizlikten besleniyor. Almanya Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV), partinin bazı kanatlarını 'aşırı sağcı' olarak izliyor; bu durum, partinin gözaltına alınma veya yasaklanma riskini de beraberinde getiriyor. Ancak AfD, yasal çerçevede siyaset yapmaya devam ediyor ve seçmen desteğini artırıyor. Son anketler, AfD'nin ulusal düzeyde %20-25 bandında olduğunu gösteriyor; bu oran, onu CDU/CSU'nun ardından ikinci veya kimi anketlerde birinci konuma taşıyor. 2029 genel seçimleri için yapılan projeksiyonlarda ise AfD'nin birinci parti çıkma olasılığı ciddi biçimde tartışılıyor.
AfD'nin yükselişinde, geleneksel partilerin (CDU/CSU, SPD, Yeşiller, FDP) oluşturduğu 'Brandmauer' (yangın duvarı) politikasının erozyona uğraması da etkili. Özellikle CDU'nun bazı bölgesel liderleri, AfD ile ortaklık yapma konusunda daha esnek davranıyor. Bu durum, AfD'nin hükümet ortaklığı ihtimalini artırıyor ve partinin 'iktidara hazır' algısını güçlendiriyor. Ayrıca, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji krizi, enflasyon ve ekonomik yavaşlama, iktidardaki koalisyonun (SPD-Yeşiller-FDP) popülaritesini eritmiş durumda. Seçmen, alternatif olarak AfD'ye yöneliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Almanya, Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomisi ve NATO'nun kilit üyesi. AfD'nin güçlenmesi, Berlin'in AB içindeki yapıcı rolünü zayıflatabilir. Parti, AB karşıtı söylemiyle biliniyor; avroya ve ortak göç politikalarına karşı çıkıyor. Ayrıca Rusya'ya yönelik yaptırımlara mesafeli duruyor ve Ukrayna'ya silah yardımını sorguluyor. Bu tutum, Batı ittifakı içinde çatlak yaratabilir. Fransa'da Ulusal Birlik (RN), İtalya'da İtalya'nın Kardeşleri (FdI) gibi aşırı sağ partilerin yükselişiyle birlikte, Avrupa'da sağ popülist dalga güçleniyor. AfD'nin başarısı, bu dalganın Almanya ayağını oluşturuyor ve 2029 Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde diğer ülkelerdeki benzer partilere moral kaynağı olabilir. ABD'de ise Donald Trump'ın yeniden seçilmesi, küresel sağ popülizmi cesaretlendirmişti; AfD'nin yükselişi bu trendin Avrupa'daki devamı olarak okunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin yükselişi, Türkiye-Almanya ilişkileri açısından karmaşık sonuçlar doğurabilir. Parti, göçmen karşıtı ve İslam eleştirmeni bir çizgide; bu durum, Almanya'daki 3 milyonluk Türk toplumunu doğrudan etkileyebilir. AfD'nin iktidara gelmesi hâlinde, Türkiye vatandaşlarına yönelik vize ve oturum politikaları sertleşebilir. Öte yandan, AfD'nin AB karşıtı tutumu ve Rusya'ya yakınlığı, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni denge arayışlarını gerektirebilir. Ekonomik açıdan, Almanya'daki siyasi istikrarsızlık, iki ülke arasındaki ticaret hacmini (2023'te 50 milyar doların üzerinde) olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Almanya'daki siyasi gelişmeleri dikkatle izlemeli ve olası bir AfD iktidarına karşı diplomatik kanalları açık tutmalı.