Dünya genelinde Ağustos 2025, sanayi öncesi seviyelerin 1,65°C üzerinde ölçülen ortalama sıcaklıkla, kaydedilen en sıcak ay olarak tarihe geçti. Bilim insanları Perşembe günü yaptıkları açıklamada, bu rekorun El Niño hava sistemi henüz tam gücüne ulaşmadan kırıldığına dikkat çekerek, önümüzdeki aylarda sıcaklıkların daha da artabileceği uyarısında bulundu. Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) tarafından yayımlanan verilere göre, Ağustos 2025, Temmuz 2025 ile birlikte en yüksek sıcaklık rekorunu paylaşıyor. Bu, üst üste 14. aydır küresel sıcaklıkların 1,5°C eşiğini aştığı anlamına geliyor.
Rekorun arka planı: El Niño etkisi ve sera gazları
Copernicus verilerine göre, Ağustos 2025’te küresel ortalama yüzey hava sıcaklığı 16,82°C olarak ölçüldü. Bu değer, 1991-2020 Ağustos ortalamasının 0,71°C üzerinde. Sanayi öncesi dönem (1850-1900) ortalamasına göre ise 1,65°C’lik bir artış söz konusu. Bilim insanları, bu rekorun başlıca nedenleri arasında insan kaynaklı sera gazı emisyonlarındaki artışı ve Pasifik Okyanusu’nda etkili olan El Niño hava olayını gösteriyor. Ancak El Niño’nun henüz tam olgunluğa ulaşmaması, önümüzdeki aylarda daha yüksek sıcaklıkların görülebileceği endişesini beraberinde getiriyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) verilerine göre, 2024 yılı insanlık tarihinin en sıcak yılı olarak kaydedilmişti. 2025’in ilk sekiz ayı, bu rekoru gölgede bırakabilecek bir eğilim sergiliyor. Ocak-Ağustos 2025 döneminde küresel sıcaklık artışı, 2024’ün aynı dönemine kıyasla ortalama 0,1°C daha yüksek seyretti. Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo, yaptığı açıklamada, “Bu rekorlar, iklim sistemindeki değişimin ne kadar hızlı ve yaygın olduğunu gösteriyor. El Niño’nun etkisi henüz zirveye ulaşmadı; önümüzdeki aylarda daha da yüksek sıcaklıklar görebiliriz” dedi.
Deniz yüzeyi sıcaklıkları da rekor seviyelerde. Ağustos 2025’te küresel deniz yüzeyi sıcaklığı, 1991-2020 ortalamasının 0,98°C üzerinde ölçüldü. Bu, denizlerin de benzer şekilde ısındığını ve bunun kasırga, sel gibi aşırı hava olaylarını tetikleyebileceğini gösteriyor. Bilim insanları, okyanusların atmosferden aldığı ısının yaklaşık %90’ını emdiğini hatırlatarak, deniz sıcaklıklarındaki artışın mercan resifleri ve deniz ekosistemleri için ciddi tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
Küresel ve bölgesel boyut: Aşırı hava olayları ve politika yansımaları
Ağustos 2025’te dünya genelinde birçok bölge aşırı hava olaylarıyla mücadele etti. Avrupa’nın güneyinde sıcaklıklar 45°C’yi aşarken, Yunanistan ve İtalya’da orman yangınları geniş alanları küle çevirdi. Asya’da Hindistan ve Çin’de muson yağışları sele neden oldu; milyonlarca kişi yerinden edildi. Kuzey Amerika’da ise ABD’nin güneybatısında kuraklık ve sıcak hava dalgaları etkili oldu. Afrika Boynuzu’nda ise kuraklık nedeniyle gıda güvenliği riski arttı.
İklim bilimciler, bu tür aşırı olayların sıklığının ve şiddetinin artmasının, küresel sıcaklık artışıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor. Paris Anlaşması’nda hedeflenen 1,5°C sınırının aşılması, bilim insanlarına göre geri döndürülemez etkileri beraberinde getirebilir. Ancak mevcut emisyon eğilimleri, bu hedefin tutturulmasının giderek zorlaştığını gösteriyor. Birleşmiş Milletler’in 2025 İklim Değişikliği Konferansı (COP30) öncesinde ülkelerin yeni taahhütlerini açıklaması bekleniyor. Uzmanlar, mevcut politikaların yetersiz olduğunu ve daha iddialı adımlar atılması gerektiğini savunuyor.
Öte yandan, iklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji yatırımları hız kazanmış durumda. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, 2025’in ilk yarısında güneş ve rüzgâr enerjisi kapasitesi rekor düzeyde arttı. Ancak kömür ve doğal gaz kullanımı da bazı bölgelerde artış gösterdi. Bu çelişkili tablo, küresel iklim politikalarının etkinliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz havzasında yer alan ve iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında gösteriliyor. Sıcaklık artışı, tarımsal verimliliği düşürerek gıda güvenliğini tehdit edebilir; su kaynakları üzerindeki baskıyı artırabilir. Ayrıca, aşırı hava olayları (sel, orman yangını, kuraklık) son yıllarda Türkiye’de de sıkça yaşanıyor. Bu durum, enerji arz güvenliği ve ekonomik istikrar açısından risk oluşturuyor. Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamındaki taahhütleri ve yeşil enerji dönüşümü, bu küresel tabloda daha da kritik hale geliyor.