ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump döneminde uygulamaya konulan ve yeşil kart sahiplerinin (daimi oturum izni) sınır geçişlerinde yalnızca şüphe üzerine geçici gözetim altına alınmasını öngören politikayı onayladı. Mahkeme, 6'ya 3 oyla aldığı kararda, göçmenlik görevlilerinin bir yeşil kart sahibini sınırda 'gözetimli serbestlik' statüsüne (parole) alması için herhangi bir somut delil veya mahkeme kararına gerek olmadığını, yalnızca 'makul şüphe'nin yeterli olduğunu belirtti. Karar, özellikle ABD'de yıllardır yaşayan ve daimi oturum hakkına sahip göçmenlerin haklarını ciddi şekilde kısıtlarken, insan hakları örgütleri ve göçmen hakları savunucuları tarafından sert bir dille eleştirildi. Mahkemenin muhafazakâr kanadının çoğunluk görüşünü oluşturduğu kararda, liberal yargıçlar Elena Kagan, Sonia Sotomayor ve Ketanji Brown Jackson karşı oy kullandı.
Kararın arka planı ve Trump politikası
Söz konusu politika, Trump yönetiminin 2017 yılında yürürlüğe koyduğu bir dizi sert göçmenlik önleminin parçası olarak hayata geçirilmişti. Politika, sınır kapılarında görev yapan Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) memurlarına, yeşil kart sahibi bireyleri herhangi bir suçlamada bulunmaksızın, sadece 'şüpheli' bulmaları halinde geçici olarak alıkoyma ve sorgulama yetkisi veriyordu. Uygulama, özellikle havalimanları ve kara sınırlarında yoğun olarak kullanılırken, yüzlerce daimi oturum sahibinin saatlerce, hatta günlerce gözaltında tutulmasına yol açtı. Kararın temel dayanağı, ABD göçmenlik yasalarının sınır güvenliği konusunda federal hükümete geniş takdir yetkisi tanıması olarak açıklandı. Çoğunluk görüşünü yazan Yargıç Samuel Alito, 'Sınır, ülkenin egemenliğinin en hassas noktasıdır ve burada devletin güvenlik önlemleri alması anayasal sınırlar içindedir' ifadelerini kullandı. Karşı oy yazısında ise Yargıç Elena Kagan, 'Bu karar, milyonlarca yasal daimi oturum sahibini, her an sınır dışı edilebilecek ikinci sınıf vatandaş konumuna indirgemektedir' uyarısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut: Göçmen hakları tartışması
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere küresel çapta göçmen hakları tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Karar, yalnızca ABD'deki 13 milyondan fazla yeşil kart sahibini değil, aynı zamanda ülkeye giriş yapmak isteyen tüm yabancı uyrukluları yakından ilgilendiriyor. Özellikle Asya, Latin Amerika ve Afrika kökenli göçmenlerin yoğun olarak yeşil kart sahibi olduğu düşünüldüğünde, kararın ırkçı profillemeyi teşvik edebileceği endişesi dile getiriliyor. Göçmenlik Politikaları Enstitüsü'nün verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla ABD'de yaşayan yeşil kart sahiplerinin yaklaşık %42'si Asya, %26'sı Latin Amerika ve %13'ü Afrika kökenli. Kararın ardından ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), politikanın uygulanmasına dair yeni bir genelge yayımlayarak memurların 'makul şüphe' tanımını netleştirmeye çalıştı. Ancak insan hakları örgütleri, bu tür muğlak tanımların keyfi uygulamalara kapı araladığını savunuyor. American Civil Liberties Union (ACLU) kararı 'anayasal bir leke' olarak nitelendirirken, Ulusal Göçmenlik Hukuku Merkezi ise karara karşı yeni hukuki mücadele yolları arayacağını duyurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye kökenli ABD vatandaşları ve yeşil kart sahipleri için önemli bir hak kaybı anlamına geliyor. ABD'de yaşayan tahmini 500 bin Türk kökenli nüfusun önemli bir kısmı yeşil kart sahibi olup, havalimanı veya kara sınırı geçişlerinde keyfi gözaltı ve sorgulama riskiyle karşı karşıya kalacak. Türkiye'nin ABD ile vize muafiyeti programına dahil olmaması ve vize başvurularında artan ret oranları göz önüne alındığında, bu karar Türk vatandaşlarının ABD'ye seyahat ve yerleşim özgürlüğünü daha da daraltabilir. Diplomatik düzeyde ise, Türk Dışişleri Bakanlığı'nın konuyu takip etmesi ve vatandaşlarına yönelik potansiyel keyfi uygulamalara karşı gerekli adımları atması beklenir. Küresel ölçekte, bu karar diğer ülkelerin de benzer uygulamalara yönelmesine yol açabilecek bir emsal teşkil edebilir.