WASHINGTON – ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump'ın doğumla vatandaşlık hakkını kısıtlama yönündeki tartışmalı girişimini oybirliğiyle reddetti. 30 Haziran'da açıklanan karar, Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına ağır bir darbe indirirken, ABD Anayasası'nın 14. Değişikliği'nde güvence altına alınan ve ülkede doğan herkese otomatik vatandaşlık veren "jus soli" (toprak hakkı) ilkesini teyit etti. Mahkeme, başkanın yürütme yetkisini kullanarak bu anayasal hakkı tek taraflı değiştiremeyeceğine hükmetti. Karar, Trump'ın 2020 seçim kampanyasının merkezinde yer alan göçmen karşıtı söylemlerine rağmen, hukukun üstünlüğünün bir kez daha ön plana çıktığını gösterdi. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, ABD'de yaklaşık 4,5 milyon ABD vatandaşı çocuğun (belgesiz göçmen ebeveynlere sahip) statüsünü doğrudan etkileyecek nitelikte. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, karardan duyulan hayal kırıklığı dile getirilirken, Trump'ın konuyu Kongre'ye taşıma niyetinde olduğu belirtildi.
Gelişmenin arka planı: 14. Değişiklik tartışmaları
Doğumla vatandaşlık hakkı, ABD'de 1868'de kabul edilen 14. Anayasa Değişikliği'nin ilk bölümünde düzenleniyor. "Amerika Birleşik Devletleri'nde doğan veya vatandaşlığa kabul edilen her kişi, Birleşik Devletler'in ve ikamet ettiği eyaletin vatandaşıdır" ifadesi, iç savaş sonrası azat edilen kölelerin ve onların çocuklarının vatandaşlık haklarını güvence altına almak amacıyla yazıldı. Yüzyılı aşkın süredir bu hüküm, ABD topraklarında doğan herkesin –ebeveynlerinin göçmenlik statüsüne bakılmaksızın– otomatik vatandaş olmasını sağlıyor. Trump yönetimi, Ekim 2018'de yayımladığı bir idari emirle bu uygulamayı sona erdirmeyi hedeflemişti. Başkan, özellikle belgesiz göçmenlerin ABD'de doğan çocuklarının vatandaşlık almasını "ülkenin kaynaklarını tüketen bir suiistimal" olarak nitelendiriyordu. Ancak hukuk uzmanları, başkanın tek taraflı kararıyla anayasal bir hakkı değiştiremeyeceğini, bunun için anayasa değişikliği veya Kongre'nin onayı gerektiğini vurguluyordu. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, aynı zamanda alt mahkemelerin Trump yönetiminin lehine verdiği kararları da bozarak, hukuki sürecin son noktasını belirledi. Mahkeme Başkanı John Roberts'ın kaleme aldığı karar metninde, "Anayasa, vatandaşlık tanımını değiştirme yetkisini yürütmeye değil, yasama organına ve anayasa değişikliği sürecine vermiştir" ifadeleri yer aldı. Bu karar, Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına karşı açılan davalarda önemli bir emsal teşkil ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Vatandaşlık hukuku tartışmaları
ABD, dünyada doğumla vatandaşlık hakkını otomatik olarak tanıyan yaklaşık 30 ülkeden biri. Kanada, Meksika ve çoğu Güney Amerika ülkesi de "jus soli" ilkesini uyguluyor. Buna karşılık, çoğu Avrupa ülkesi ve Asya ülkeleri (Japonya, Çin, Hindistan gibi) "kan bağı" (jus sanguinis) esasına dayalı vatandaşlık sistemine sahip. Trump'ın girişimi, küresel ölçekte göç ve vatandaşlık tartışmalarını yeniden alevlendirmişti. Avrupa'da aşırı sağ partiler, benzer şekilde göçmen çocuklarına otomatik vatandaşlık verilmesine karşı çıkarken, Latin Amerika ülkeleri ABD'deki bu tartışmayı yakından izliyordu. Kararın ardından, Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Yüksek Mahkeme'nin kararını insan hakları açısından bir zafer olarak değerlendirdi. Öte yandan, göçmenlik karşıtı gruplar, Kongre'nin konuyu yeniden düzenlemesi için baskı yapacaklarını duyurdu. ABD'deki bu tartışma, diğer ülkelerde de vatandaşlık yasalarının gözden geçirilmesine yol açabilir. Özellikle Avrupa Birliği içinde, bazı ülkeler (Almanya, Fransa gibi) doğumla vatandaşlık koşullarını sıkılaştırma eğilimi gösteriyor. Bu karar, uluslararası hukukta vatandaşlık hakkının evrensel bir standart haline gelmesi yönünde bir adım olarak da yorumlanabilir. Ancak, ABD'nin kendi içindeki siyasi kutuplaşma, konunun gelecekte tekrar gündeme gelme ihtimalini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel göç ve vatandaşlık politikaları bağlamında önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, son yıllarda Suriyeli mülteciler başta olmak üzere büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya. Türk vatandaşlık kanunu, "kan bağı" esasına dayanmakla birlikte, belirli koşullarda doğumla vatandaşlık da tanıyor (örneğin, Türkiye'de doğan ve başka bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuklar). Bu karar, Türkiye'nin kendi vatandaşlık politikalarını gözden geçirirken, uluslararası hukuk normlarını dikkate alması gerektiğini hatırlatıyor. Ayrıca, ABD'de yaşayan yaklaşık 500 bin Türk kökenli Amerikan vatandaşı ve onların çocukları da dolaylı olarak bu karardan etkileniyor. Türkiye-ABD ilişkilerinde göçmenlik konusu sıkça gündeme geliyor; bu karar, iki ülke arasındaki hukuki işbirliği açısından da referans olabilir. Küresel ölçekte ise, vatandaşlık haklarının daraltılması yönündeki girişimlere karşı yargısal denetimin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.