Nükleer Silahların Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN), ABD ile İran arasında Orta Doğu savaşını sona erdirmek için imzalanan çerçeve anlaşmasının, nükleer silahların hiçbir stratejik avantaj sağlamadığını ortaya koyduğunu belirtti. ICAN'ın Perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalanan anlaşmanın, nükleer silahların diplomaside caydırıcılık veya pazarlık kozu olarak işe yaramadığının en somut örneği olduğu vurgulandı. Örgüt, bu gelişmenin nükleer silahsızlanma çabalarına güçlü bir moral kazandırdığını ifade etti.
Anlaşmanın perde arkası ve nükleer silahların rolü
ABD-İran çerçeve anlaşması, Tahran'ın nükleer programının kapsamlı şekilde kısıtlanması karşılığında ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını öngörüyor. ICAN, bu süreçte ABD ve İsrail'in nükleer cephaneliklerinin herhangi bir pazarlık gücü sağlamadığını, aksine anlaşmanın tamamen diplomatik müzakerelerle şekillendiğini kaydetti. Örgütün raporunda, “ABD'nin yaklaşık 5.500 nükleer savaş başlığına sahip olmasına ve İsrail'in resmi olarak doğrulanmamış ancak geniş çaplı nükleer silah stokuna rağmen, bu silahlar müzakere masasında avantaj getirmedi. Bu, nükleer silahların stratejik bir üstünlük sağlamadığı tezini güçlendiriyor” denildi.
ICAN, anlaşmanın özellikle İsrail’in nükleer silahlarının bölgede caydırıcılık rolü oynamadığını da ortaya koyduğunu belirtti. İsrail, nükleer silah sahibi olduğu bilinen ancak bunu resmen kabul etmeyen tek ülke konumunda. Uzun yıllardır İsrail'in nükleer silahlarının, özellikle İran gibi rakiplerine karşı bir koz olarak kullanıldığı iddia ediliyordu. Ancak mevcut anlaşma süreci, bu silahların diplomatik çözüm arayışlarında belirleyici olmadığını gösterdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir dönem mi?
Çerçeve anlaşmanın imzalanması, Orta Doğu’da yeni bir siyasi denklem yaratma potansiyeli taşıyor. ICAN yetkilileri, nükleer silahların stratejik bir fayda sağlamadığı yönündeki bulguların, küresel nükleer silahsızlanma hareketlerini hızlandırabileceğine işaret ediyor. ABD ve İran arasındaki bu anlaşma, diğer devletlerin de nükleer silahların diplomatik çözümlerde etkisiz olduğunu kabul etmesine yol açabilecek bir emsal teşkil ediyor. Uzmanlar, özellikle Kuzey Kore ve Hindistan-Pakistan gibi nükleer gerilimlerin yaşandığı bölgeler için bu gelişmenin örnek olabileceğini belirtiyor.
Öte yandan, anlaşmanın uygulanmasının İran'ın bölgesel nüfuzunu artırabileceği ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri endişelendirebileceği yorumları yapılıyor. ICAN, nükleer silahların caydırıcılık işlevinin sorgulanmasının, küresel silahlanma yarışını durdurabilecek önemli bir adım olduğunu savunuyor. Bununla birlikte, ABD ve Rusya gibi büyük nükleer güçlerin silahsızlanma konusunda isteksiz olduğu biliniyor. ICAN raporu, “Bu anlaşma, nükleer silahların sadece uluslararası güvenliği tehdit ettiğini ve hiçbir ülkeye gerçek bir güç kazandırmadığını bir kez daha gösterdi” ifadelerine yer verdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin uzun süredir savunduğu diplomatik çözüm ve bölgesel istikrar vurgusuyla örtüşüyor. Türkiye, İran ile nükleer müzakereleri desteklemiş ve yaptırım rejiminin kaldırılmasının bölgede ticareti canlandıracağını belirtmişti. Anlaşma, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir rol oynayan İran ile ekonomik ilişkilerini geliştirebilir. Ayrıca, nükleer silahların stratejik değerinin sorgulanması, Türkiye'nin NATO içinde nükleer paylaşım politikalarına ilişkin pozisyonunu dolaylı olarak etkileyebilir. Bununla birlikte, İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, özellikle Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin çıkarları açısından risk oluşturabilir. Ankara, anlaşmanın uygulanma aşamasında dengeli bir yaklaşım benimsemek zorunda kalacak.