ABD ile İran arasında varılan ön barış anlaşmasının, Tahran'ın balistik füze ve insansız hava aracı (drone) programlarını kapsamaması, Körfez ülkelerinde Washington'ın bölgesel bir güvenlik garantörü olarak güvenilirliğini sorgulatıyor. Analistlere göre, Basra Körfezi'ndeki monarşiler, İran'ın artan askeri kapasitesi karşısında ABD'nin somut adım atmamasından duydukları rahatsızlığı giderek daha yüksek sesle dile getiriyor.
Anlaşmanın kapsamı ve eksiklikleri
Mevcut geçici anlaşma, İran'ın nükleer programının belirli yönlerini sınırlandırmayı ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini dondurmayı hedefliyor. Ancak, İran'ın konvansiyonel silahları, özellikle de hassas güdümlü balistik füzeleri ve artan menzil ve saldırı kabiliyetine sahip drone'ları anlaşmanın dışında tutuldu. Bu durum, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerde ciddi endişe yaratıyor. Zira bu ülkeler, İran'ın Yemen'deki Husiler ve Irak'taki Şii milisler aracılığıyla bölgedeki vekalet savaşlarında bu silahları kullandığına tanık oldu.
Analistler, ABD'nin İran'ın füze ve drone kapasitesini masaya yatırmamasını, stratejik bir hata olarak değerlendiriyor. Washington, bir yandan Tahran'la diplomatik bir süreç yürütmeye çalışırken, diğer yandan Körfez'deki müttefiklerinin güvenlik endişelerini gidermekte zorlanıyor. Bu durum, BAE ve Suudi Arabistan'ın, ABD'ye olan bağımlılıklarını azaltma ve kendi askeri kapasitelerini geliştirme yönündeki çabalarını hızlandırmasına neden oldu.
Bölgesel ve küresel boyut
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, İran'ın füze programının bölgesel bir tehdit olduğu konusunda hemfikir. Özellikle Suudi Arabistan, İran'ın balistik füze ve drone teknolojisini Husilere aktarması nedeniyle doğrudan saldırılara maruz kaldı. 2019 yılında Suudi petrol tesislerine düzenlenen ve İran yapımı drone ve füzelerle gerçekleştirilen saldırı, bölgedeki ABD korumasının ne kadar etkili olduğunu sorgulattı. ABD liderliğindeki koalisyonun bu saldırıları engelleyememesi, Körfez ülkelerinde hayal kırıklığı yarattı.
ABD'nin İran'la nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma çabaları, Körfez ülkelerinin tehdit algısını gidermekten uzak. Aksine, bu ülkeler İran'ın anlaşma sonrasında ekonomik olarak rahatlayacağını ve bölgedeki vekalet savaşlarına daha fazla kaynak ayırabileceğinden endişe ediyor. Bu durum, Körfez monarşilerini kendi aralarında ve İsrail'le daha yakın askeri işbirliği arayışına itti. Ayrıca, Çin'in bölgede artan etkisi, ABD'nin güvenlik garantörlüğü rolünü daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la sınır komşusu olması ve iki ülke arasındaki tarihsel rekabet nedeniyle İran'ın füze ve drone programlarındaki gelişmeleri yakından izlemektedir. İran'ın bu teknolojileri vekalet savaşlarında etkin kullanması, Türkiye'nin Suriye, Irak ve Yemen'deki çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. ABD'nin bu konuda Körfez ülkelerine yeterli güvence verememesi, Türkiye'nin bölgede daha bağımsız bir politika izlemesine yol açabilir. Türkiye, kendi yerli savunma sanayisini geliştirerek İran tehdidine karşı alternatif bir güç dengesi oluşturma arayışında. Ayrıca, ABD'nin Körfez'deki güvenilirliğinin azalması, Türkiye'nin Katar ve BAE ile ilişkilerini yeniden şekillendirmesine neden olabilir. Bu gelişmeler, Türkiye'nin hem savunma alanında hem de dış politikada elini güçlendirebileceği gibi, İran'la doğrudan bir çatışma riskini de artırabilir.