ABD ordusu, Ortadoğu'da artan gerilimin ortasında İran'a yönelik askeri hedeflerini genişletirken, İran da Amerikan müttefiklerine ait askeri üslere füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi. Çarşamba günü başlayan ve giderek şiddetlenen bu karşılıklı saldırılar, bölgede yeni bir savaş cephesinin açılmasına yol açabilecek kritik bir eşiğe gelindiğini gösteriyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, son 48 saat içinde İran'ın askeri altyapısına yönelik hava saldırılarının kapsamının genişletildiğini doğrularken, İran Devrim Muhafızları da Irak ve Suriye'deki ABD destekli güçlerin bulunduğu bölgelere yönelik saldırılarını artırdı.
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlere karşı daha sert bir tutum benimseme kararı aldı. Pentagon kaynaklarına göre, ABD savaş uçakları ve insansız hava araçları, İran'ın doğusundaki askeri tesisler, füze depoları ve komuta merkezlerini hedef alan operasyonlar düzenledi. Bu saldırıların, İran'ın İsrail ve Suudi Arabistan gibi ABD müttefiklerine yönelik tehditlerini bertaraf etmek amacı taşıdığı belirtiliyor. Öte yandan İran, misilleme olarak Bağdat'ın kuzeyindeki ABD öncülüğündeki koalisyon üssüne ve Suriye'nin güneyindeki El Tanf garnizonuna balistik füzeler fırlattı. Çatışmalarda sivil kayıplar yaşandığına dair henüz resmi bir açıklama yapılmazken, bölgedeki insani durumun giderek kötüleştiği uyarıları yapılıyor.
Uzmanlar, tırmanan bu gerilimin İran'ın nükleer müzakerelerde elini zayıflatabileceği gibi, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını da riske atabileceğini belirtiyor. İran'ın ABD üslerine yönelik saldırıları, Amerikan güçlerinin bölgedeki hareket kabiliyetini kısıtlama amacı güderken, Washington yönetimi de Tahran'ın ekonomik ve askeri altyapısını hedef alarak rejimi müzakerelere zorlamayı hedefliyor. Ancak her iki tarafın da saldırılarını artırması, bir yanlış adımın bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği endişelerini beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu çatışma, Ortadoğu'nun zaten kırılgan olan güç dengesini daha da sarsarken, küresel enerji piyasalarında da dalgalanmalara yol açıyor. Petrol fiyatları, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine ilişkin endişelerle birlikte son bir haftada yüzde 8 oranında yükseldi. ABD'nin müttefiki İsrail, kuzey sınırında Hizbullah ile yaşanan gerginlik nedeniyle yeniden bir cephe açılmaması için uyarılarda bulunurken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, topraklarının saldırıya uğramaması için çaba sarf ediyor. Rusya ve Çin ise tarafları itidale çağıran açıklamalar yaparken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde acil bir toplantı talebinde bulundu.
İran'ın Irak ve Suriye'deki vekil güçleri aracılığıyla yürüttüğü saldırılar, bu ülkelerdeki istikrarsızlığı daha da derinleştiriyor. Irak hükümeti, kendi topraklarından ABD üslerine yapılan saldırıları kınarken, ülkeyi iki ateş arasında bırakmamak için arabuluculuk girişimlerini hızlandırdı. Suriye'de ise Beşar Esad rejimi, İran'ın saldırılarını dolaylı olarak desteklerken, ABD'nin Suriye'nin kuzeyindeki varlığına karşı operasyonların arttığı gözleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran gerginliğinin doğrudan sınırlarına yakın bölgelerde yaşanması nedeniyle güvenlik riskiyle karşı karşıya. Irak ve Suriye'deki çatışmaların sığınmacı akışını artırması ve PKK gibi terör örgütlerinin bu karmaşadan faydalanması muhtemel. Ayrıca enerji fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin ithalat faturasını yükselterek ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Ankara'nın hem ABD hem İran ile diyaloğu sürdürme çabası, bölgede denge politikası izlemesini gerektiriyor. Türkiye, kendi güvenliğini tehdit edebilecek herhangi bir gelişmeye karşı tedbirli olmakla birlikte, tarafları itidale çağıran diplomatik girişimlerde bulunabilir.