ABD ile İran arasında yıllardır süren gerilim, son günlerde yeniden sıcak çatışmaya dönüştü. Her iki taraf da insansız hava araçları ve füzelerle karşılıklı bombardımanı yeniden başlatırken, gözler Tahran yönetiminin atacağı adımlara çevrildi. Eski ABD İran Özel Temsilci Yardımcısı Richard Nephew, NPR’a yaptığı değerlendirmede, İran’ın önümüzdeki dönemde hem askeri hem diplomatik alanda farklı stratejiler izleyebileceğini belirtiyor. Bu gelişmeler, bölgesel güç dengelerini sarsarken uluslararası toplum da tırmanışı endişeyle izliyor.
Gerginliğin arka planı: İki taraf da geri adım atmıyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve “maksimum baskı” politikasını başlatmasıyla derinleşen kriz, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmasına yol açmıştı. Son aylarda ise ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımları ve İran’ın Körfez’deki tankerlere el koyma girişimleri tansiyonu yükseltti. Geçtiğimiz hafta başlayan karşılıklı saldırılar, ilk kez bu kadar yoğun ve doğrudan bir askeri çatışma boyutuna ulaştı. Uzmanlara göre İran, nükleer dosyayı masada tutarak Batı’yı müzakereye zorlamak istiyor; ancak sahadaki askeri varlığını da güçlendirmekten geri durmuyor.
Richard Nephew, eski müzakereci kimliğiyle İran’ın elindeki kozları sıralıyor: “Tahran, Husilere silah sağlamak, Suriye’de İsrail hedeflerine saldırmak veya Körfez’de deniz güvenliğini tehdit etmek gibi vekalet savaşları yürütüyor. Ancak doğrudan ABD’yi hedef alan bir çatışmanın kendileri için felaket olacağını da biliyorlar.” Nephew, İran’ın kısa vadede misilleme yapma kapasitesine sahip olduğunu, ancak bunun bir üst seviyeye taşınması halinde ABD’nin sert bir askeri karşılık vermesinden çekindiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları alarmda
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi, küresel petrol arzında ciddi bir daralmaya yol açabilir. Dünya ham petrolünün yaklaşık beşte biri bu dar boğazdan geçiyor. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi büyük ithalatçılar alternatif rotalar aramak zorunda kalabilir. Bu durum, enerji fiyatlarında yeni bir dalgalanma yaratacağı gibi, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın da endişesini artırıyor.
Diplomatik cephede ise ABD ve Avrupa Birliği, İran’ı nükleer müzakerelere dönmeye ikna etmeye çalışıyor. Ancak Tahran’ın talepleri (yaptırımların kaldırılması, garanti mekanizması) karşılanmadıkça masaya dönmeyeceği sinyali veriyor. Rusya ve Çin ise İran’a karşı yaptırımlara sıcak bakmıyor; bu da BM Güvenlik Konseyi’nde ortak bir tavır alınmasını zorlaştırıyor. Bölgede İsrail, İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırıya hazırlık yaparken, Lübnan Hizbullahı da İran’ın yanında yer alabilecek en önemli güç olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliğinin tırmanması, Türkiye için doğrudan güvenlik riski oluşturmasa da bölgesel istikrarı tehdit ediyor. İran’a yönelik yaptırımların artması, Türkiye’nin enerji ithalatında alternatif arayışlarını hızlandırabilir. Ayrıca Suriye ve Irak’ta İran destekli grupların faaliyetleri, Türkiye’nin sınır güvenliğini ve terörle mücadele operasyonlarını olumsuz etkileyebilir. Ankara, bir yandan Batı ile işbirliğini sürdürürken, diğer yandan Tahran ile diyaloğu kesmemeye özen gösteriyor. Bu kriz, Türk dış politikasının denge arayışını bir kez daha test ediyor.