Washington yönetiminin Libya'da bir aile yönetimini dolaylı olarak onayladığı yönünde artan endişeler, ABD'nin çatışma bölgelerindeki bireysel liderleri destekleme geçmişinin yeniden sorgulanmasına yol açıyor. Libya’da yıllardır süren istikrarsızlık ve bölünmüşlük, son dönemde belirli bir ailenin siyasi ve askeri nüfuzunun artmasıyla yeni bir boyut kazandı. Uzmanlar, ABD'nin bu süreçte oynadığı rolün, geçmişte Afganistan, Irak ve Suriye'deki benzer destek modelleriyle paralellik gösterdiğine dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Libya’da Güç Dinamikleri
Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana iç savaş, kabile çatışmaları ve bölgesel güç mücadeleleriyle sarsılıyor. Son yıllarda, ülkenin doğusunda etkili olan General Halife Hafter ve batısındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti arasındaki çatışmalar, dış müdahalelerle daha da karmaşık hale geldi. Bu tabloda, belirli bir ailenin (örneğin Kaddafi ailesi artıkları veya güçlü kabile liderleri) yeniden yükselişi, ABD’nin bu aktörlerle kurduğu zımni ittifakları gündeme getiriyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Libya özel temsilcisi Richard Norland’ın son açıklamaları, Washington’un “istikrar” adı altında mevcut güç dengesini meşrulaştırdığı yönünde yorumlanıyor. Norland, ülkede birleşik bir hükümet kurulması çağrısı yaparken, belirli aile yapılarına doğrudan atıfta bulunmamış olsa da, mevcut askeri ve siyasi aktörlerin meşruiyetini tanıdığı izlenimi veriyor. Bu durum, Libya halkının kendi kaderini tayin hakkını zedelediği gibi, geçmişte ABD’nin benzer yaklaşımlarının felaketle sonuçlandığı ülkeleri akla getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Bir Modelin Tekrarı mı?
ABD’nin çatışma bölgelerinde “güçlü adam” veya belirli bir aileyi destekleme sicili, Afganistan’da Hamid Karzai’den Irak’ta Nuri el-Maliki’ye kadar uzanıyor. Bu liderlerin çoğu, kendi aile ağlarını ve kabile bağlarını kullanarak iktidarda kalmaya çalıştı, ancak ülkelerinde kalıcı istikrarı sağlayamadı. Libya’da da benzer bir dinamiğin yaşandığına dair işaretler var. Özellikle doğu Libya’da Hafter ailesinin askeri ve ekonomik nüfuzu, bir tür “hanedan yönetimi” izlenimi veriyor. Washington’un bu duruma sessiz kalması, bölgedeki diğer aktörler (Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya) tarafından da fırsat olarak görülüyor. ABD’nin Libya’daki tutumu, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesindeki dengeleri de etkiliyor; aile temelli yönetimlerin meşrulaşması, bölgedeki diğer otoriter eğilimleri güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya’daki meşru hükümeti destekleyen ve deniz yetki alanları anlaşması imzalayan önemli bir aktördür. ABD’nin Libya’da bir aile yönetimini onaylaması, Türkiye’nin bu ülkedeki çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Eğer Washington, Hafter ailesi gibi oluşumları meşrulaştırırsa, Türkiye’nin desteklediği Trablus hükümetinin uluslararası meşruiyeti zayıflayabilir. Bu durum, Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik dengelerini de değiştirebilir. Türkiye, Libya’da kapsayıcı bir siyasi çözümden yana olsa da, aile temelli bir yönetimin bölgesel istikrarsızlığı artıracağını ve Türkiye’nin Libya’daki varlığını tehdit edeceğini göz önünde bulundurmalıdır. Ankara’nın, BM himayesindeki siyasi süreci desteklerken, ABD’nin olası hanedan yönetimi eğilimlerine karşı diplomatik girişimlerini güçlendirmesi gerekebilir.