ABD'nin İran'a yönelik söylemi son günlerde giderek sertleşirken, gerçek stratejinin ne olduğu konusunda belirsizlik sürüyor. On ikinci gece üst üste düzenlenen ABD hava saldırılarının ardından İran, Ürdün ve Kuveyt'teki ABD askeri üslerine misilleme yaptı. Tahran yönetimi, bu saldırılarda çok sayıda askeri teçhizatın imha edildiğini iddia etti. Aynı saatlerde Yemen'deki İran destekli Husiler, Kızıldeniz'de iki Suudi petrol tankerini vurarak çatışmayı daha da genişletti. FRANCE 24 muhabiri Kethevane Gorjestani, gelişmeleri değerlendirdi.
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran'ı nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri nedeniyle sıkıştırmak için 'azami baskı' politikasını benimsemiş durumda. Ancak bu söylemin ötesinde somut bir strateji ortaya konmuş değil. Uzmanlara göre Beyaz Saray, bir yandan Tahran'ı müzakere masasına oturtmaya çalışırken, diğer yandan askeri güç gösterisiyle caydırıcılığı artırmayı hedefliyor. Fakat İran'ın son saldırıları, bu dengenin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
İran Devrim Muhafızları, Ürdün ve Kuveyt'teki ABD üslerine balistik füzeler ve kamikaze dronlarla saldırdı. İran resmi ajansı IRNA'ya göre, saldırılarda ABD'ye ait MQ-9 Reaper insansız hava araçları ve çok sayıda zırhlı araç imha edildi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise hasarın sınırlı olduğunu ve can kaybı yaşanmadığını açıkladı.
Bu arada Yemen'deki Husiler, Kızıldeniz'in güneyinde Suudi Arabistan bayraklı iki petrol tankerine insansız hava aracı ve füzelerle saldırdı. Tankerlerden birinde yangın çıktığı, mürettebatın tahliye edildiği bildirildi. Husiler, saldırının 'Filistin'e destek' amacı taşıdığını ve İsrail ile bağlantılı gemileri hedef aldıklarını duyurdu. Suudi Arabistan ise olayı 'uluslararası deniz güvenliğine yönelik açık bir tehdit' olarak nitelendirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bölgedeki gerilim, İran ile ABD arasındaki dolaylı çatışmanın giderek daha geniş bir alana yayıldığını gösteriyor. İran, ABD'nin baskılarına karşı koymak için vekil güçlerini harekete geçiriyor. Yemen'deki Husiler, Lübnan Hizbullah'ı ve Irak'taki Şii milisler, Tahran'ın uzun menzilli vurucu kapasitesinin önemli bir parçasını oluşturuyor.
Kızıldeniz'deki saldırı, küresel enerji ticareti açısından kritik bir su yolunu tehdit ediyor. Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 12'si bu rotadan geçiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, saldırıların ardından bölgedeki deniz güvenliğini artırmak için uluslararası koalisyon çağrısı yaptı. ABD Donanması, bölgeye ek savaş gemileri gönderdiğini duyurdu.
Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidale çağırırken, Rusya ve Çin ise ABD'nin politikalarını eleştirdi. Moskova, 'ABD'nin tek taraflı eylemlerinin bölgeyi kaosa sürüklediğini' savunurken, Pekin, 'enerji güvenliğinin korunması için tüm tarafların diyalog kanallarını açık tutması gerektiğini' vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmamakla birlikte, bölgesel istikrarsızlığın Türkiye'yi etkileme potansiyeli yüksektir. Kızıldeniz'deki saldırılar, uluslararası deniz ticaret yollarını tehdit ederek, Türkiye'nin de enerji ithalatında kullandığı Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz rotasının güvenliğini sorgulatıyor. Ayrıca, İran-ABD gerilimi, Türkiye'nin hem NATO müttefiki ABD ile hem de komşusu İran ile olan ilişkilerinde hassas bir denge kurmasını gerektiriyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı İran ve Irak'taki gelişmeleri yakından takip ediyor; olası bir yaptırım veya çatışma ortamında Ankara'nın alternatif tedarik yolları arayışına girmesi gerekebilir. Bölgesel barış ve istikrar, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik çıkarları için de kritik önem taşımaktadır.