ABD, İran'a yönelik askeri operasyonlarını sürdürürken, Tahran yönetimi de Körfez sularında ticari gemilere yönelik saldırılarla karşılık veriyor. Başkan Donald Trump'ın Kazma Dağı (Pickaxe Mountain) olarak bilinen stratejik hedefleri vurma tehdidine karşılık İran Devrim Muhafızları, Basra Körfezi'nde en az üç tankere füze saldırısı düzenledi. Son gelişmeler, iki ülke arasında aylardır süren 'gölge savaş'ın doğrudan çatışmaya dönüşme riskini artırıyor.
Gelişmenin arka planı
Çatışmalar, ABD'nin İran destekli Husilere ait olduğu iddia edilen Yemen'deki mevzilere yönelik hava saldırılarıyla başladı. Washington yönetimi, Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarının sona ermemesi üzerine askeri müdahaleyi genişletti. Ancak Pentagon kaynaklarına göre son operasyonlar doğrudan İran topraklarını hedef aldı. Özellikle İran'ın güneydoğusundaki Sistan-Beluçistan eyaletinde bulunan Kazma Dağı, ABD'nin 'terörist kampları' olarak tanımladığı yapılanmalara ev sahipliği yapıyor.
Trump yönetimi, Kazma Dağı'nın İran'ın bölgesel vekil güçlere lojistik destek sağladığı bir üs olduğunu iddia ediyor. Ancak Tahran, bu iddiaları reddederek ABD'nin egemenliğini ihlal ettiğini ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerini bahane ederek saldırganlığını artırdığını savunuyor.
İran'ın misillemesi gecikmedi. Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, Basra Körfezi'nde seyreden üç tankere, biri Suudi Arabistan bandıralı olmak üzere insansız hava araçları ve füzelerle saldırdı. Olayda yaralı olduğu bildirilirken, gemilerden birinin Singapur açıklarında seyir halindeyken vurulması küresel deniz ticaretinde alarm zillerini çaldırdı.
Bölgesel veya küresel boyut
Trump, askeri operasyonları sürdürürken bir yandan da 'müzakere kapısını açık tutuyor'. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, 'Başkan Trump, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri konusunda kapsamlı bir anlaşmaya hazır olduğunu defalarca belirtti' ifadeleri kullanıldı. Ancak Tahran yönetimi, ABD'nin önce yaptırımları kaldırması ve askeri tehditlerden vazgeçmesi koşulunu öne sürüyor.
Bölge ülkeleri endişeli. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez monarşileri, çatışmanın kendi sularına sıçramasından kaygı duyuyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, küresel petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği bu kritik noktada büyük bir risk oluşturuyor. Petrol fiyatları, saldırı haberlerinin ardından varil başına 3 doların üzerinde yükseldi.
Öte yandan Rusya ve Çin, tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaparken, Avrupa Birliği arabuluculuk teklifini yineledi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantı kararı alırken, İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir ABD-İsrail ortak operasyonunun sinyallerini veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran hem de Körfez ülkeleriyle dengeli ilişkiler sürdürmeye çalışan bir ülke olarak bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Öncelikle enerji güvenliği: Türkiye'nin petrol ve doğalgaz ithalatının önemli bir kısmı Körfez ve İran üzerinden sağlanıyor. Hürmüz Boğazı'nın olası bir krizi, Türkiye'de enerji fiyatlarının yükselmesine ve tedarik zincirinde aksamalara yol açabilir. İkinci olarak, Suriye ve Irak'taki fiili durum: ABD-İran çatışmasının büyümesi, bu ülkelerde Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilecek yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir. Son olarak, Türkiye'nin NATO üyesi olması ve ABD ile ittifak ilişkisi, Ankara'yı İran karşıtı bir koalisyonda yer almaya zorlayabilir veya en azından bu yönde baskıyı artırabilir. Ancak Türkiye'nin diplomatik girişimleri ve bölgesel arabuluculuk rolü, taraflar arasında diyaloğu teşvik etme potansiyeli taşıyor.