ABD Başkanı Donald Trump'ın İran özel temsilcisi Steve Witkoff ve Başkan'ın damadı Jared Kushner, Tahran yönetimiyle devam eden dolaylı müzakereler kapsamında Salı günü Katar'ın başkenti Doha'da önemli bir temas gerçekleştirecek. Beyaz Saray'dan üst düzey bir yetkilinin The Hill'e doğruladığı bilgiye göre, Witkoff ve Kushner, Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile bir araya gelecek. Toplantının ana gündem maddesi, İran'ın nükleer programı ve bölgesel istikrarsızlık yaratan faaliyetleri olacak. Ancak ABD'li yetkililer, Witkoff ve Kushner'ın İranlı muhataplarıyla doğrudan bir görüşme yapmayacağını, görüşmelerin Katar'ın arabuluculuğunda dolaylı olarak ilerleyeceğini vurguladı.
Görüşmelerin arka planı ve tarafların pozisyonları
ABD ile İran arasındaki nükleer anlaşmazlık, Trump yönetiminin 2018'de Ortak Kapsamlı Eylem Planı'ndan (JCPOA) tek taraflı olarak çekilmesi ve İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasını yeniden uygulamaya koymasıyla tırmanmıştı. İran ise buna karşılık uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkararak ve uluslararası denetimleri kısıtlayarak yanıt vermişti. Son aylarda, özellikle İsrail'in İran hedeflerine yönelik saldırıları ve Tahran'ın Rusya'ya insansız hava aracı tedariki gibi gelişmeler, tansiyonu daha da yükseltti. Katar, ABD ile İran arasında geçmişte de arabuluculuk rolü üstlenmiş, özellikle esir takası ve finansal transferler konusunda iki taraf arasında köprü vazifesi görmüştü. Katar Başbakanı Şeyh Muhammed'in, Washington ve Tahran arasında güven tesis edilmesi için yoğun çaba sarf ettiği biliniyor. Witkoff ve Kushner'ın Doha ziyareti, bu arabuluculuk çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Beyaz Saray yetkilisi, görüşmelerin odağında İran'ın nükleer faaliyetlerinin durdurulması ve bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteğin sona erdirilmesi olduğunu belirtti. ABD yönetimi, İran'ın uranyum zenginleştirme programını sınırlamasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetçilerinin tam erişimine izin vermesini talep ediyor. İran ise öncelikle ekonomik yaptırımların kaldırılmasını ve petrol ihracatına getirilen kısıtlamaların sona erdirilmesini şart koşuyor. Bu nedenle, Doha görüşmelerinin başlangıçta teknik düzeyde ilerlemesi ve tarafların pozisyonlarını netleştirmesi bekleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez'de denge arayışı
Katar'ın ev sahipliğinde gerçekleşen bu görüşmeler, sadece ABD-İran ikili ilişkileri açısından değil, aynı zamanda Körfez bölgesindeki dengeler açısından da kritik önem taşıyor. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) aksine, İran'la daha pragmatik ilişkiler yürütüyor. Doha, Tahran'la ortak doğal gaz sahası üzerinden enerji işbirliği yaparken, aynı zamanda ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri konumunda. Bu ikili rol, Katar'ı ABD-İran geriliminde doğal bir arabulucu haline getiriyor. Öte yandan, İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı senaryosu, Körfez ülkelerini endişelendiriyor. BAE ve Suudi Arabistan, bölgesel bir savaşın kendi topraklarını da hedef alabileceği kaygısıyla, diplomatik çözümün bulunmasını destekliyor. Dolayısıyla, Doha görüşmelerinin başarısı, sadece ABD ve İran için değil, tüm Körfez bölgesinin istikrarı için hayati önemde.
Küresel boyutta ise, İran'ın nükleer programının kontrol altına alınması, Orta Doğu'da yayılmacı bir nükleer silahlanma yarışının önlenmesi açısından kritik. Rusya'nın Ukrayna savaşı ve Çin'in artan etkisiyle birlikte, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığını azaltma eğilimi, Washington'u diplomatik çözümlere daha fazla yöneltiyor. Ancak, Trump yönetiminin İran'a yönelik sert söylemi ve Tahran'ın müzakere masasına gelme konusundaki isteksizliği, sürecin kırılgan olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran görüşmeleri, Türkiye'nin yakından izlediği bir süreçtir. Türkiye, İran'la komşu olması ve iki ülke arasında enerji ticareti (doğal gaz) ile sınır ötesi terörle mücadele gibi konularda işbirliği yapması nedeniyle, Tahran'la ilişkilerini dengelemek zorundadır. ABD ile İran arasında bir anlaşmaya varılması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürebilir ve İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesiyle ticaret hacmini artırabilir. Ancak, görüşmelerin tırmanması ve olası bir askeri çatışma, Türkiye'yi güney sınırında ciddi bir güvenlik riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer silah sahibi olması, Türkiye'nin de nükleer seçeneği değerlendirmesine yol açabilecek bir domino etkisi yaratabilir. Bu nedenle, Ankara, diplomatik çözümü desteklemekle birlikte, sürecin sonuçlarına göre kendi dış politika stratejisini yeniden şekillendirecektir.