ABD ile İran arasında varılan ve bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmesi beklenen anlaşma, özellikle Lübnan ve İsrail üzerindeki etkileriyle öne çıkıyor. BBC Uluslararası Editörü Jeremy Bowen, anlaşmanın Lübnan'daki Hizbullah hareketi ve bölgedeki diğer aktörler açısından sonuçlarını değerlendiriyor. Anlaşma, İran'ın nükleer programına yönelik kısıtlamaları ve ABD'nin yaptırımlarının hafifletilmesini içeriyor; ancak Ortadoğu'da birçok ülke, özellikle Lübnan ve İsrail, anlaşmanın kendi güvenlik çıkarlarını nasıl etkileyeceğini yakından izliyor.
Anlaşmanın arka planı ve tarafların pozisyonları
ABD ve İran arasındaki müzakereler, aylar süren dolaylı görüşmelerin ardından nihayete erdi. Anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmasını ve buna karşılık ABD'nin bazı yaptırımları kaldırmasını öngörüyor. Ancak anlaşma, İran'ın bölgesel nüfuzu, özellikle Lübnan'daki Hizbullah'a verdiği destek konusunda herhangi bir bağlayıcı hüküm içermiyor. Bu durum, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde rahatsızlık yaratırken, Lübnan'da Hizbullah'ın siyasi ve askeri kanadı anlaşmayı olumlu karşıladı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, anlaşmanın İran'ın müzakere gücünü artırdığını ve bölgede direniş eksenini güçlendirdiğini savundu.
İsrail ise anlaşmaya sert tepki gösterdi. Başbakan Binyamin Netanyahu, anlaşmanın İran'ın nükleer programını durdurmadığını, aksine İran'a ekonomik rahatlama sağlayarak bölgesel faaliyetlerine kaynak aktarmasına izin verdiğini belirtti. İsrail, özellikle Hizbullah'ın İran'dan aldığı mali ve askeri desteğin sürmesi halinde kuzey sınırında tehdidin artacağı endişesini taşıyor.
Lübnan ve İsrail açısından olası senaryolar
Lübnan, derin bir ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık yaşarken, ABD-İran anlaşması ülke için bir fırsat mı yoksa risk mi sorusunu gündeme getiriyor. Hizbullah, Lübnan'da önemli bir siyasi aktör ve askeri güç olarak varlığını sürdürüyor. Anlaşma kapsamında İran'a sağlanan ekonomik rahatlama, Hizbullah'ın Lübnan'daki sosyal hizmet ağlarına ve askeri kapasitesine daha fazla kaynak ayırmasına yol açabilir. Bu durum, Lübnan'da Hizbullah karşıtı güçler ve uluslararası toplum açısından endişe verici. Öte yandan, bazı analistler anlaşmanın İran'ın bölgesel gerilimi azaltma yönünde adım atmasına vesile olabileceğini, bunun da Lübnan'da istikrarı dolaylı olarak destekleyebileceğini öne sürüyor.
İsrail içinse durum daha karmaşık. İsrail, İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemeyi öncelikli hedef olarak görüyor. Anlaşma, İran'ın nükleer faaliyetlerini geçici olarak durdursa da, İsrail anlaşmanın yeterli denetim mekanizmaları içermediğini ve İran'ın ileride daha gelişmiş bir nükleer programla geri dönme riski taşıdığını düşünüyor. Ayrıca İsrail, anlaşmanın İran'ın bölgesel vekil güçlerine verdiği desteği engellememesini kendi güvenliği için doğrudan bir tehdit olarak algılıyor. Bu çerçevede, İsrail'in anlaşmaya rağmen İran hedeflerine yönelik operasyonlarına devam edebileceği, hatta yoğunlaştırabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran anlaşması, Türkiye'nin komşu bölgelerindeki istikrarı doğrudan etkileyen bir gelişme. Anlaşmanın İran'ın ekonomik olarak rahatlamasına yol açması, İran ile ticari ve enerji ilişkilerini sürdüren Türkiye için kısa vadede olumlu olabilir. Ancak anlaşma, Suriye, Irak ve Lübnan'daki dengeleri değiştirme potansiyeli taşıyor. İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Türkiye'nin bu ülkelerdeki çıkarlarıyla çatışabilir. Öte yandan, anlaşmanın İsrail ile İran arasındaki gerilimi azaltmaması, Doğu Akdeniz'de enerji ve güvenlik konularında yeni krizlere zemin hazırlayabilir. Türkiye'nin, anlaşmanın uygulanmasını yakından izlemesi ve bölgesel politikalarını buna göre güncellemesi gerekiyor.