Afganistan, yıllardır süren çatışmaların ardından su kaynaklarını geliştirme konusunda kritik bir dönemeçte. Ancak ülkenin bu yöndeki her adımı, komşu ülkeler için varoluşsal bir tehdit olarak algılanıyor. Zira İran, Pakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan gibi ülkeler, Afganistan’dan kaynaklanan nehirlerin düzensiz akışına bağımlı. Afganistan’ın baraj ve sulama kanalları gibi tek taraflı su altyapısı projeleri, bu ülkelerde su kıtlığı endişelerini körüklüyor ve bölgesel gerilimleri tırmandırma potansiyeli taşıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Suyun Bir Silah Olarak Kullanımı
Afganistan, coğrafi konumu itibarıyla Orta Asya’nın su havzalarının önemli bir bölümünü kontrol ediyor. Özellikle Hindukuş dağlarından doğan ve komşu ülkelere akan nehirler, tarım ve enerji üretimi için hayati önem taşıyor. Ancak onlarca yıllık istikrarsızlık, Afganistan’ın bu potansiyeli kullanmasını engelledi. Taliban yönetimi altında ülke, sulama sistemlerini modernize etmek ve enerji üretimini artırmak için baraj inşasına hız verdi. Bu projeler, iç ihtiyaçları karşılama amacı taşısa da, alt kıyıdaş ülkelerde su paylaşımına ilişkin endişeleri yeniden alevlendirdi.
Örneğin, Pakistan’ın İndus Nehri Havzası’nın büyük bölümü Afganistan’da doğan kollardan besleniyor. Benzer şekilde, İran’ın doğu bölgeleri Hari Rud ve Helmand nehirlerine bağımlı. Afganistan’ın bu nehirler üzerinde baraj inşa etmesi, su akışını ciddi şekilde azaltabilir. Pakistan ve İran, Afganistan’ın su politikasını “hidro-hegemonya” olarak nitelendiriyor ve uluslararası toplumdan arabuluculuk talep ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Su Kıtlığının Jeopolitiği
Su kaynaklarının paylaşımı, Orta Asya ve Güney Asya’da yeni bir jeopolitik gerilim alanı yaratıyor. Afganistan’ın su projeleri, yalnızca komşularıyla değil, aynı zamanda büyük güçlerin ilgisini de çekiyor. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Afganistan’daki su altyapısına yatırım yaparken, Rusya da bölgede nüfuzunu artırma çabasında. ABD ise Taliban yönetimiyle diplomatik temasları sınırlı olsa da, su sorununun istikrarsızlığı derinleştirmesinden endişe ediyor.
Uluslararası toplum, Afganistan ve komşuları arasında kapsamlı bir su anlaşması yapılması çağrısında bulunuyor. Ancak mevcut siyasi ortamda bu tür bir anlaşmanın müzakere edilmesi zor görünüyor. Taliban hükümeti, egemenlik haklarını öne sürerken, alt kıyıdaş ülkeler ortak yönetim mekanizmaları kurulmasını istiyor. Su sorunu, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkileriyle daha da karmaşık hale geliyor. Bölgede artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar, su kaynaklarını daha kıt hale getiriyor ve rekabeti artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afganistan’daki su krizi, Türkiye’nin Orta Asya ve Güney Asya politikalarını doğrudan etkilemese de, bölgesel istikrarsızlık potansiyeli taşıyor. Türkiye, Afganistan’da istikrarlı bir yönetim görmek istiyor ancak Taliban’la ilişkileri sınırlı. Su sorununun tırmanması, Pakistan ve İran’la zaten karmaşık olan ilişkileri daha da gerginleştirebilir. Ayrıca, Türkiye’nin enerji ve su yönetimi konusundaki uzmanlığı, bu krizin çözümüne katkı sağlayabileceği gibi, bölgede yumuşak gücünü artırma fırsatı da sunuyor.