ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, yurtiçinde çevre korumalarını sistematik bir şekilde zayıflatırken, uluslararası sularda çok daha yüksek koruma standartları uyguluyor. Geçtiğimiz ay Dışişleri Bakanlığı, yasadışı balıkçılık faaliyetlerine karışan 26 yabancı uyrukluya vize yasağı getirdi. Yasaklananlar arasında eski bir Arjantinli balıkçılık yetkilisi de bulunuyor. Bu durum, ABD'nin deniz yönetimi konusunda sergilediği ikiyüzlülüğü gözler önüne seriyor: Bir yanda küresel balıkçılık düzenlemelerini denetlerken diğer yanda kendi kıyı sularında petrol ve gaz arama ruhsatlarını artırarak deniz ekosistemini tehdit ediyor.
Çifte standardın perde arkası
Trump yönetimi, göreve geldiği günden bu yana çevre düzenlemelerini kademeli olarak gevşetti. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin (NOAA) bütçesi kesildi, deniz koruma alanları daraltıldı ve petrol şirketlerine kıyı sularında sondaj izni verildi. Oysa aynı yönetim, uluslararası alanda kaçak balıkçılıkla mücadele eden bir imaj çizmeye çalışıyor. Geçen hafta yayımlanan bir genelgeyle, denizaşırı bölgelerdeki balıkçılık faaliyetlerini izlemek için uydu takip sistemleri kurulacağı duyuruldu. Uzmanlar, bu çelişkili politikaların ABD'nin küresel çevre liderliğini zedelediğini ve iklim değişikliğiyle mücadelede diğer ülkeler nezdinde güven kaybına yol açtığını belirtiyor.
Yasadışı balıkçılıkla mücadele, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisinin de önemli ayaklarından biri haline gelmiş durumda. Geçtiğimiz yıl Deniz Kuvvetleri, Güney Çin Denizi'nde Çin balıkçılarına yönelik dört ayrı müdahale gerçekleştirdi. Ancak iç sulardaki koruma zafiyeti, ABD'yi uluslararası mahkemelerde zor durumda bırakabilir. Örneğin Meksika Körfezi'nde 2010'daki BP petrol felaketinden bu yana iyileşmeyen mercan resifleri, yeni sondaj izinleriyle bir kez daha tehdit altında. Çevre örgütleri, yönetimin iç politika önceliklerini dış politikaya feda ettiğini savunuyor.
Küresel etkiler ve tepkiler
Bu çifte standart, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin uygulanmasına da gölge düşürüyor. Uzmanlar, ABD'nin kendi kıyı sularını korumazken başka ülkelerden yüksek standartlar beklemesinin, uluslararası anlaşmaların geleceğini riske attığını ifade ediyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ABD'nin bu tutumunu 'çevresel emperyalizm' olarak nitelendiriyor. Brezilya ve Endonezya gibi ülkeler, kendi balıkçılık politikalarında Amerikan standartlarını dayatma girişimlerine direneceklerini açıkladı. Öte yandan Çin, ABD'nin Hint-Pasifik'teki yasadışı balıkçılıkla mücadele operasyonlarını kendisine yönelik bir baskı aracı olarak görüyor. Bu durum, zaten gergin olan Çin-ABD ilişkilerinde yeni bir kriz alanı yaratıyor.
ABD'nin deniz politikalarındaki bu tutarsızlık, iklim değişikliğiyle mücadeleyi de olumsuz etkiliyor. Okyanus asitlenmesi ve deniz seviyesi yükselmesi gibi sorunlar, koruma alanlarının genişletilmesini gerektirirken, Trump yönetiminin izniyle kıyı sularında artan endüstriyel faaliyetler bu süreci hızlandırıyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre ABD, 2024'te deniz petrol üretimini yüzde 15 artırdı ve bu oranın önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları mücadelesinde ABD'nin bu çifte standardından doğrudan etkilenebilir. ABD'nin kendi kıyı sularında çevre korumalarını zayıflatırken, uluslararası sularda yüksek standartlar dayatması, Türkiye'nin Mavi Vatan doktrini çerçevesinde yürüttüğü enerji arama faaliyetlerine dönük baskıları artırabilir. Öte yandan, yasadışı balıkçılıkla mücadelede ABD'nin Türkiye ile iş birliği yapma potansiyeli bulunuyor; ancak bu iş birliğinin sağlıklı yürümesi için ABD'nin önce iç politikasında tutarlı olması gerekiyor. Aksi takdirde Türkiye, ABD'nin bu ikiyüzlü politikalarını kendi lehine kullanarak uluslararası kamuoyunda meşruiyet kazanabilir.