Son yıllarda Z Kuşağı arasında yükselen sosyalist eğilimler, ekonomik refahı tehdit eden yeni bir anlayışı beraberinde getirdi: 'Ben merkezcilik' (me-first doctrine). Bu doktrin, bireysel kazanımları toplumsal faydanın önüne koyarak, uzun vadeli ekonomik büyüme ve istikrarı riske atıyor. Uzmanlar, bu eğilimin kontrol altına alınmaması halinde, özellikle gelişmiş ekonomilerde verimlilik kaybına ve sosyal refahın azalmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı: Z Kuşağı Sosyalizminin Yükselişi
Z Kuşağı, 1997-2012 yılları arasında doğan ve dijital çağın içine doğan bir nesil olarak tanımlanıyor. Bu nesil, ekonomik krizler, artan eşitsizlik ve iklim değişikliği gibi küresel sorunlarla büyüdü. Bu nedenle, kapitalizmin başarısızlıklarına karşı daha eleştirel bir tutum sergiliyor ve daha eşitlikçi bir toplum düzeni arayışına giriyor. Ancak son araştırmalar, bu arayışın 'ben merkezci' bir sosyalizm anlayışına dönüştüğünü gösteriyor. Yani Z Kuşağı, sosyalizmi bireysel çıkarlarını maksimize etmenin bir aracı olarak görüyor; toplumsal dayanışmadan ziyade kişisel refahın devlet tarafından garanti altına alınmasını talep ediyor.
Bu anlayışın en somut örneklerinden biri, 'üniversite borçlarının silinmesi' gibi popülist taleplerde kendini gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan anketlere göre, Z Kuşağı'nın %60'ından fazlası, yüksek öğrenim borçlarının tamamen silinmesini destekliyor. Oysa bu tür politikalar, kısa vadede bireysel rahatlama sağlasa da, uzun vadede kamu maliyesi üzerinde ciddi baskı oluşturuyor ve çalışma teşviklerini azaltarak ekonomik verimliliği düşürüyor. Benzer şekilde, 'herkese temel gelir' gibi talepler de, iş gücüne katılımı azaltma riski taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: 'Ben Merkezcilik' ve Ekonomik Refah
'Ben merkezci sosyalizm' anlayışı, sadece bireysel taleplerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda küresel ticaret ve göç politikalarına da yansıyor. Z Kuşağı, küreselleşmenin getirdiği rekabet ortamında kendini güvende hissetmediği için, korumacı politikaları ve sınırların kapatılmasını destekleme eğiliminde. Örneğin, çevre kirliliğini azaltma adına ithalata yüksek vergiler getirilmesini savunuyorlar, ancak bu tür önlemler ticaret savaşlarını körükleyebiliyor ve gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasını engelliyor. Dahası, bu anlayış, iklim değişikliğiyle mücadele gibi küresel sorunların çözümünde uluslararası işbirliğini zayıflatıyor.
Ekonomistlere göre, refahın sürdürülebilir şekilde artması, üretkenlik ve inovasyona bağlı. Oysa 'ben merkezci' politikalar, risk alma ve girişimciliği caydırarak inovasyonu baltalıyor. Örneğin, vergi artışları ve düzenlemelerin ağırlaştırılması, startup'ların kurulmasını zorlaştırıyor. Veriler, nesiller arası ekonomik hareketliliğin 1980'lerden bu yana azaldığını ve Z Kuşağı'nın önceki nesillere göre daha yoksul olma riski taşıdığını ortaya koyuyor. Bu durum, onları daha radikal çözümlere yöneltiyor ancak bu çözümler, sorunun kaynağını hedef almaktan uzak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de Z Kuşağı'nın siyasi eğilimleri de benzer özellikler gösteriyor. Özellikle yüksek genç işsizliği ve artan yaşam maliyetleri, gençler arasında mevcut sisteme duyulan güveni sarsıyor. 'Ben merkezci sosyalizm' anlayışının Türkiye'de de karşılık bulması, iş gücü piyasasında verimliliği düşürebilir. Ayrıca, Türkiye'nin dış politikada korumacı eğilimlere kayması, ihracat odaklı büyüme modelini tehdit edebilir. Türkiye'nin, genç nüfusun potansiyelini üretken alanlara yönlendirmek için eğitim reformlarına ve girişimciliği teşvik eden politikalara ağırlık vermesi gerekiyor. Aksi takdirde, bu neslin talepleri kısa vadeli popülizme yenik düşerek uzun vadeli refahı tehlikeye atabilir.