Avrupa Birliği'nin (AB) karbon salımını azaltma çabaları, kirletici şirketlerin ve bu şirketlerin merkez üssü konumundaki üye ülkelerin yoğun lobi faaliyetleri sonucu yeni bir sınavla karşı karşıya. AB Emisyon Ticaret Sistemi'nin (ETS) yaklaşan gözden geçirilmesi öncesinde, ağır sanayi şirketlerinin ve bazı üye devletlerin, karbon salım izinlerinde esneklik sağlanması ve cezai yaptırımların ertelenmesi yönündeki çabalarının meyve vermesi bekleniyor. Uzmanlara göre bu durum, AB'nin iklim hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir. AB Komisyonu'nun önümüzdeki haftalarda açıklaması beklenen yeni düzenleme taslağında, enerji yoğun sektörlere geçiş sürecinde daha fazla zaman tanınması ve emisyon üst sınırının yumuşatılması gibi maddelerin yer alacağı ifade ediliyor.
Sürecin Arka Planı: Lobi Savaşları ve Ekonomik Kaygılar
AB Emisyon Ticaret Sistemi, 2005 yılından bu yana faaliyette olan ve karbon fiyatlandırması yoluyla sera gazı salımını azaltmayı hedefleyen dünyanın en büyük karbon piyasası. Sistem, her yıl belirli bir miktarda karbon salım izni (EMA) dağıtarak şirketlerin salımlarını bu izinlerle dengelemesini zorunlu kılıyor. Ancak sistemin 2024-2030 dönemi için gözden geçirilmesi gündemdeyken, özellikle çimento, çelik, kimya gibi ağır sanayi kolları ve bunların yoğun olduğu Polonya, Almanya, Fransa gibi ülkeler, rekabet gücünün korunması gerekçesiyle daha yumuşak bir geçiş talep ediyor.
Avrupa Çevre Ajansı'nın (EEA) verilerine göre, AB sanayi tesislerinin yüzde 20'si toplam sanayi salımlarının yüzde 80'inden sorumlu. Bu tesislerin çoğu, ucuz karbon izni bulamadıkları takdirde üretimi kısma veya karbon sızıntısı (üretimi AB dışına kaydırma) tehdidinde bulunuyor. Lobi grupları, özellikle enerji krizi sonrası artan maliyetlerle mücadele eden şirketlerin ek yük altına girmemesi gerektiğini savunuyor. AB Komisyonu ise iklim hedeflerine ulaşmak için 2030'a kadar salımları yüzde 55 azaltma taahhüdünü hatırlatıyor. Ancak komisyon içinde de ekonomik büyüme ile çevre koruma arasında denge kuran bir yaklaşımın benimsendiği belirtiliyor.
Almanya'nın eski çevre bakanı ve Avrupa Parlamentosu üyesi Jürgen Trittin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Karbon fiyatının yükselmesi kaçınılmaz. Ancak endüstrinin ölmemesi için geçiş dönemi tedbirleri alınmalı. Bu, bir tercih değil zorunluluk" ifadelerini kullandı. Trittin, aynı zamanda karbon sızıntısını önlemek için sınırda karbon vergisi (CBAM) mekanizmasının tam anlamıyla hayata geçirilmesi gerektiğini de vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Krizinin Gölgesinde İklim Politikası
Ukrayna savaşının tetiklediği enerji krizi, AB ülkelerini fosil yakıtlara geçici olarak daha fazla yönelmeye itmişti. Bu durum, iklim politikalarının ekonomik gerçeklerle çeliştiği algısını güçlendirdi. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, kömürden çıkış takvimlerini ertelemek zorunda kaldı. Bu ülkeler, şimdi de ETS reformunun kendi sanayilerine aşırı yük getirmemesi için mücadele ediyor.
Küresel ölçekte ise AB'nin karbon politikası, diğer büyük ekonomiler için bir model teşkil ediyor. Çin, Güney Kore ve Brezilya gibi ülkeler de benzer sistemler kurma aşamasında. Ancak AB'nin geçiş sürecinde yaşadığı zorluklar, bu ülkelerde karbon fiyatlandırmasına yönelik direnci artırabilir. Öte yandan, uluslararası iklim müzakerelerinde AB'nin liderlik rolünü sürdürmesi, gözden geçirilmiş ETS'nin ne kadar iddialı olacağına bağlı. Çevre örgütleri, yeni düzenlemenin zayıflaması halinde Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşmanın imkânsız hale geleceği uyarısında bulunuyor.
AB Komisyonu'nun önerisi üzerinde çalışan yetkililere göre, yeni sistemde sanayiye tanınacak geçiş süresi, emisyon üst sınırının düşürülme hızı ve ücretsiz izinlerin azaltılma takvimi gibi konular hâlâ tartışmalı. Nihai kararın, Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerden oluşan Konsey'in onayına sunulmasının ardından 2024 sonunda netleşmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin karbon politikalarındaki bu esneme, Türkiye'nin Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum sürecini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi müzakerelerinde karbon fiyatlandırması ve sınırda karbon düzenlemesi (CBAM) konularını yakından takip ediyor. AB'nin kendi sanayisine daha fazla zaman tanıması, Türk ihracatçılarının da benzer bir muafiyet veya geçiş süreci talep etmesine yol açabilir. Ancak Türkiye'nin henüz bir karbon piyasası oluşturmamış olması, AB'nin 2026'da devreye alacağı CBAM karşısında dezavantajlı duruma düşmesine neden oluyor. Uzmanlar, Türkiye'nin karbon fiyatlandırmasını hızla hayata geçirmezse, AB pazarında rekabet gücünü kaybedebileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, AB'deki bu yumuşama küresel iklim çabalarını olumsuz etkilerse, Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum maliyetleri daha da artabilir.