Yunan Ortodoks Patrikhanesi, İsrail hükümetinin Kudüs'ün Jaffa Kapısı yakınındaki kiliseye ait araziye el koyma kararını sert bir dille kınadı. Patrikhane tarafından yapılan yazılı açıklamada, söz konusu arazinin 19. yüzyıldan beri kiliseye ait olduğu ve bu tür bir müsadere işleminin uluslararası hukuka, Kudüs'teki tarihi statükoya ve dini özgürlüklere aykırı olduğu ifade edildi. İsrail Adalet Bakanlığı ise söz konusu arazinin "devlet malı" olduğunu iddia ederek, kararın yasal olduğunu savundu. Ancak Patrikhane, bu adımın Kudüs'teki Hıristiyan varlığını zayıflatmaya yönelik bir girişim olduğunu ve bölgedeki dini hassasiyetleri daha da gerdiğini vurguladı.
Mülkiyet Uyuşmazlığının Arka Planı
Uyuşmazlık, Kudüs'ün tarihi Eski Şehir bölgesinde, Jaffa Kapısı'na yakın bir konumda bulunan araziyle ilgili. Yunan Ortodoks Patrikhanesi, bu arazinin 1870'lerden bu yana kiliseye ait olduğunu ve tapu kayıtlarının Osmanlı dönemine dayandığını belirtiyor. İsrail hükümeti ise 1950'lerde yürürlüğe koyduğu bir yasaya dayanarak, söz konusu arazinin kayıp mülk statüsünde olduğunu ve bu nedenle devlete geçtiğini iddia ediyor. Patrikhane, bu yasanın keyfi bir şekilde uygulandığını ve kilisenin mülkiyet haklarını ihlal ettiğini savunuyor. Ayrıca Patrikhane, İsrail'in bu tür adımlarla Kudüs'teki Hıristiyan nüfusu hedef aldığını ve şehrin demografik yapısını değiştirmeye çalıştığını öne sürüyor.
Bu olay, Kudüs'teki dini mülklerle ilgili uzun süredir devam eden bir anlaşmazlığın son halkası. Geçmişte de İsrail, Kudüs'teki kilise ve vakıf arazilerine el koyma girişimlerinde bulunmuş, bu da uluslararası camiada geniş çapta kınanmıştı. Yunan Ortodoks Patrikhanesi, Ortodoks dünyasının en önemli kurumlarından biri olarak bölgedeki Hıristiyan varlığının sembolü konumunda. Patrikhane, sadece Yunanistan değil, Rusya, Romanya ve diğer Ortodoks ülkeler için de büyük bir dini ve siyasi öneme sahip.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in bu hamlesi, sadece dini bir mülkiyet anlaşmazlığı olmanın ötesinde, bölgesel ve küresel yansımaları olan bir adım olarak değerlendiriliyor. Kudüs'ün statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının en hassas konularından biri. Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi dinleri için kutsal kabul edilen şehir, yıllardır çatışmaların odağında yer alıyor. İsrail hükümetinin artan sağcı ve dini milliyetçi söylemi, Kudüs'teki Hıristiyan ve Müslüman nüfus üzerinde baskı yaratıyor. Avrupa Birliği ve ABD gibi uluslararası aktörler, daha önce Kudüs'teki dini mülklere saygı gösterilmesi çağrısında bulunmuştu.
Bu gelişme, özellikle Ortodoks Hıristiyan nüfusun yoğun olduğu Rusya ve Doğu Avrupa ülkeleri tarafından yakından takip ediliyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı, daha önce benzer durumlarda İsrail'i uyarmış ve Kudüs'teki dini statükonun korunması gerektiğini vurgulamıştı. Ayrıca Filistin yönetimi de bu kararı kınayarak, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtti. Bölgedeki tansiyonun artması, İsrail ile komşu ülkeler arasındaki ilişkileri daha da karmaşık hale getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsü konusunda hassas bir denge izlemektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs'ün Müslümanlar için önemini sıkça vurgulamış ve İsrail'in bu tür adımlarını eleştirmiştir. Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve Kudüs'teki statükonun korunması yönündeki tutumunu yeniden gündeme getirebilir. Ayrıca Türkiye, Yunan Ortodoks Patrikhanesi ile tarihsel bağlara sahiptir; Patrikhane'nin merkezi İstanbul'da bulunmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin dini özgürlükler ve mülkiyet hakları konusundaki duyarlılığını artırabilir. Bölgesel olarak, tansiyonun yükselmesi Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki dengeleri etkileyebileceği gibi, İsrail ile ilişkilerinde de yeni bir sınamaya yol açabilir.