İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Ortadoğu'da kalıcı bir barışa ulaşılması için en büyük engel olduğu ve görevi bırakmadığı sürece gerçek bir barışın mümkün olmayacağı belirtiliyor. Uluslararası analizler, Netanyahu'nun politikalarının bölgedeki gerilimi tırmandırdığını ve iki devletli çözümün uygulanabilirliğini ortadan kaldırdığını vurguluyor. Özellikle son Gazze çatışmaları ve Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin hız kazanması, Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin barışa yanaşmadığını gösteriyor.
Netanyahu'nun Siyasi Kariyeri ve Barış Sürecine Etkisi
Binyamin Netanyahu, 1996'dan bu yana aralıklarla İsrail başbakanlığı yapıyor ve en uzun süre görevde kalan başbakan unvanını taşıyor. Sert güvenlikçi söylemi ve Filistin yönetimiyle müzakereye yanaşmamasıyla bilinen Netanyahu, 1993 Oslo Anlaşmaları'nı da açıkça eleştirmişti. 2009'da Bar-Ilan Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada iki devletli çözümü desteklediğini söylese de, pratikte bu yönde hiçbir adım atmadı.
Netanyahu'nun 2015'teki seçim kampanyasında "Araplar sandığa akın akın gidiyor" sözleriyle yaptığı ayrımcılık, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekti. 2018'de kabul edilen Yahudi ulus devlet yasası, İsrail'i yalnızca Yahudilerin devleti olarak tanımlayarak azınlık haklarını hiçe saydı. 2020'de Covid-19 salgını sırasında yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanmaya başlayan Netanyahu, görevi bırakmamak için koalisyon krizlerine bile neden oldu.
Son olarak 2023'te Filistinli gruplarla savaşı yeniden alevlendiren Netanyahu, Birleşmiş Milletler ve ABD tarafından defalarca uyarılmasına rağmen Gazze'ye yönelik saldırılarını sürdürdü. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin savaş suçları soruşturması başlatmasına rağmen Netanyahu, Batı Şeria'da yeni yerleşim birimlerinin inşasına onay vermeye devam etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Netanyahu'nun politikaları yalnızca Filistinlilerle değil, komşu ülkelerle de ilişkileri gerdi. İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmemesi ve Kudüs'ün statüsü konusundaki tutumu, Arap Birliği'nin 2002'de önerdiği barış planını işlemez hale getirdi. 2020'de imzalanan İbrahim Anlaşmaları ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve Fas'la normalleşme sağlansa da, Filistin sorunu çözülmeden bu anlaşmaların kalıcı olmayacağı ifade ediliyor.
ABD'nin İsrail'e verdiği askeri ve diplomatik destek, Netanyahu'nun mevcut politikalarını sürdürmesine olanak tanıyor. Ancak Biden yönetimi, Netanyahu'nun yargı reformu ve yerleşim politikalarına açıkça karşı çıksa da, Kongre'nin İsrail'e yönelik desteği sorgulanmıyor. Avrupa Birliği ise İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarını kınamakla birlikte, yaptırım uygulamaktan kaçınıyor. Bu durum, Netanyahu'nun elini güçlendirirken, bölgede kalıcı barışın önünü tıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve Kudüs'ün statüsü konusundaki hassasiyeti nedeniyle Netanyahu'nun politikalarını yakından izliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'yu defalarca "terörist" ve "işgalci" olarak nitelendirerek İsrail'e karşı sert bir söylem kullanıyor. Ancak Türkiye-İsrail arasında 2022'de yeniden başlayan diplomatik temaslar, ticari ilişkilerin sürmesi ve enerji alanındaki potansiyel iş birliği, Ankara'nın daha pragmatik bir yaklaşım benimsemesine neden oluyor. Netanyahu'nun gitmesi, Türkiye'nin hem Filistin yanlısı duruşunu korumasını hem de İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesini kolaylaştırabilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda da yeni bir dönem başlayabilir.