ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump yönetiminin yaklaşık 350 bin Haitili ve Suriyeli göçmen için geçici koruma statüsünü (TPS) sonlandırma yetkisine sahip olduğuna hükmederek, bu kişilerin sınır dışı edilme riskini artırdı. Perşembe günü açıklanan bu karar, ilk etapta Haiti ve Suriye vatandaşlarını ilgilendirse de, mahkemenin gerekçesi, ABD'de halihazırda geçici korumadan yararlanan toplam 1,3 milyon yabancı uyrukluyu da etkileyebilecek nitelikte. Mahkeme, hükümetin bu statüyü sona erdirme kararının mahkeme denetimine tabi olmadığını ve yürütmenin takdir yetkisi kapsamında kaldığını belirtti.
Gelişmenin Arka Planı
Temporary Protected Status (TPS), ABD'ye 1990 yılında Kongre tarafından getirilen bir düzenleme. Bu statü, ülkesinde savaş, doğal afet veya olağanüstü koşullar nedeniyle güvenli olmayan bireylere, geçici olarak ABD'de kalma ve çalışma izni veriyor. Trump yönetimi, 2017'de göreve başladıktan sonra TPS'yi kötüye kullanılan bir program olarak nitelendirerek, birçok ülkeye yönelik bu statüyü sonlandırmak için adımlar attı. Özellikle 2010 depreminin ardından TPS verilen Haiti (yaklaşık 200 bin kişi) ve iç savaştan kaçan Suriyeliler (yaklaşık 150 bin kişi) bu karardan doğrudan etkileniyor. Karar, Trump döneminde başlatılan hukuki sürecin doruk noktası olarak görülüyor ve önceki Başkan Obama döneminde de benzer tartışmalar yaşanmıştı.
Başkan Joe Biden, seçim kampanyasında TPS'yi genişletme sözü vermiş olsa da, Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, başkanlık yetkilerini geniş yorumluyor ve gelecekteki yönetimlerin bu alandaki inisiyatifini kısıtlıyor. Mahkeme, federal hükümetin TPS'yi sonlandırma kararının "yargısal denetime uygun olmadığına" hükmetti. Bu, hükümetin göçmenlik politikalarında daha geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu anlamına geliyor. Karara muhalefet şerhi koyan liberal yargıçlar ise, bu durumun binlerce insanın hayatını olumsuz etkileyeceğini ve insani bir krize yol açabileceğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, yalnızca ABD iç siyasetinde değil, aynı zamanda uluslararası göç politikalarında da yankı uyandırdı. Haiti ve Suriye gibi istikrarsız bölgelerden gelen göçmenlerin koruma kapsamından çıkarılması, bu ülkelerdeki insani durumu daha da kötüleştirebilir. Haiti, son yıllarda siyasi istikrarsızlık, çete şiddeti ve doğal afetlerle boğuşurken, Suriye'deki iç savaş on yılı aşkın süredir devam ediyor. Uluslararası toplum, ABD'nin bu kararının, mülteci krizine yönelik küresel iş birliğine darbe vurabileceği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), ABD'nin bu tür kararlarının diğer ülkeler için de emsal teşkil edebileceğini ve koruma ihtiyacındaki insanları daha savunmasız hale getirebileceğini ifade etti.
Karar, ayrıca ABD'nin göçmenlik sisteminde köklü değişikliklere yol açabilecek potansiyeliyle dikkat çekiyor. Trump döneminde uygulanan "Müslüman yasağı" ve sınır duvarı projesi gibi politikaların devamı niteliğindeki bu hamle, göçmen hakları savunucuları tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. Öte yandan, Biden yönetiminin bu konuda nasıl bir yol izleyeceği merak konusu; Beyaz Saray, kararın ardından yaptığı açıklamada, TPS'nin belirli durumlarda hâlâ geçerli olduğunu ve bireysel başvuruların değerlendirileceğini duyurdu. Ancak mahkemenin verdiği yetki, Biden'ın elini zayıflatıyor ve Kongre'nin yasal düzenleme yapmasını gerekli kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, küresel göç politikalarındaki katılaşma eğilimini yansıtıyor ve Türkiye'yi de dolaylı olarak ilgilendiriyor. Türkiye, dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yaparken, ABD'nin Suriyelilerin koruma statüsünü sonlandırması, Suriye'deki istikrarsızlığın devam ettiği bir dönemde, Türkiye üzerindeki potansiyel göç baskısını artırabilir. Ayrıca, ABD'nin bu tür politikaları, uluslararası toplumda koruma mekanizmalarının zayıflamasına yol açarak, Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel iş birliklerini olumsuz etkileyebilir. Türk dış politikası açısından, bu gelişme, mülteci krizinin yönetiminde uluslararası dayanışmanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor ve Türkiye'nin, AB ile yaptığı göç anlaşması gibi mekanizmaları güçlendirme ihtiyacını hatırlatıyor.