Uluslararası Denizcilik Örgütü'ne (IMO) üye ülkeler, küresel deniz taşımacılığından kaynaklanan sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik önlemleri nihai hale getirmek üzere 2026 yılının son çeyreğinde üç hafta sürecek kapsamlı müzakereler düzenleme kararı aldı. Müzakerelerin, mevcut düzenlemelerin yetersiz kaldığı gerekçesiyle eleştirilen sektörde, karbon fiyatlandırması, yakıt standartları ve yeşil teknoloji teşvikleri gibi kritik başlıkları kapsaması bekleniyor. İklim değişikliğiyle mücadelede kilit rol oynayan denizcilik sektörü, küresel emisyonların yaklaşık %3'ünden sorumlu.
Gelişmenin Arka Planı
Müzakereler, IMO'nun 2023 yılında kabul ettiği ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedefleyen stratejinin bir parçası olarak görülüyor. Ancak, kısa vadeli önlemlerde yaşanan anlaşmazlıklar, sürecin uzamasına neden oldu. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, yeşil dönüşümün maliyetlerinin adil bir şekilde paylaştırılmasını talep ederken; Japonya, Yunanistan ve Panama gibi büyük denizci ülkeler, sektörün rekabet gücünün korunmasını önceliklendiriyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporları, denizcilik emisyonlarının azaltılmaması halinde küresel ısınmanın 1,5°C hedefinin aşılacağı uyarısında bulunuyor. Bu nedenle 2026 müzakereleri, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmada belirleyici bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.
Mevcut durumda denizcilik sektörü, enerji verimliliği iyileştirmeleri dışında bağlayıcı bir emisyon azaltım hedefine tabi değil. Gönüllü girişimler ve bölgesel düzenlemeler (örneğin AB'nin Emisyon Ticaret Sistemi'nin denizciliği kapsaması) olsa da, küresel bir çerçevenin eksikliği eleştiriliyor. 2026 müzakerelerinde, karbon vergisi benzeri bir mekanizma, düşük karbonlu yakıtlar için zorunlu kullanım oranları ve yeşil hidrojen/amonyak gibi alternatif yakıtlara geçiş takvimi gibi somut adımların atılması bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Müzakerelerin küresel ticaret ve iklim politikası üzerinde geniş yansımaları olacak. Deniz taşımacılığı, dünya ticaretinin hacim olarak %80'inden fazlasını oluşturuyor. Sektörde alınacak her türlü önlem, tedarik zincirlerini, navlun maliyetlerini ve nihai olarak tüketici fiyatlarını etkileyecek. Gelişmekte olan ülkeler, daha pahalı yeşil yakıtlara geçişin ekonomik yükünü taşımaktan endişe ederken; AB ve diğer gelişmiş ülkeler, ilk adımı atarak teknolojik üstünlük elde etmeyi hedefliyor. Çin ve Güney Kore gibi gemi inşa devleri, yeşil gemi teknolojilerinde pazar payı kapmak için yarışıyor. Ayrıca, denizcilik emisyonlarının azaltılması, özellikle kıyı bölgelerindeki hava kirliliğini de düşürerek halk sağlığına katkı sağlayabilir. Ancak, jeopolitik gerilimler (örneğin Kızıldeniz'deki Husi saldırıları) ve enerji krizi, yeşil dönüşümün önünde engel oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, stratejik konumu ve güçlü denizcilik sektörüyle bu müzakerelerden doğrudan etkilenecek. İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçen yoğun trafik, Türkiye'nin emisyon düzenlemelerinde söz sahibi olmasını gerektiriyor. Öte yandan Türk tersaneleri, yeşil dönüşümde yeni gemi siparişleri alarak ekonomik fırsat yakalayabilir. Ancak, karbon maliyetinin artması, Türk ihracatının navlun giderlerini yükseltebilir ve rekabet gücünü azaltabilir. Türkiye'nin, gelişmekte olan ülkelerin adil dönüşüm taleplerini desteklemesi ve kendi denizcilik filosunu modernize etmek için teşvik mekanizmaları oluşturması kritik önem taşıyor. Ayrıca, Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamındaki geçiş rejimi, yeni emisyon kurallarıyla uyumlu hale getirilmeli.