Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Winston Peters, İsrailli mevkidaşı Israel Katz ile yaptığı telefon görüşmesinde, ABD ile İran arasında varılan anlaşmanın Lübnan’da tansiyonu düşürmek için ‘önemli bir fırsat’ olduğunu söyledi. Peters, işgal altındaki Batı Şeria’da artan yerleşimci şiddeti ve yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi konusunda da ‘alarm’ ifadeleri kullandı. Görüşmede, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının yanı sıra Lübnan sınırındaki Hizbullah gerilimi de ele alındı.
Batı Şeria’da tırmanan şiddet ve uluslararası tepkiler
Peters, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimci şiddetini ve yasa dışı yerleşim faaliyetlerini genişletmesinin uluslararası barış çabalarını baltaladığını vurguladı. Yeni Zelanda, iki devletli çözümü destekleyen ülkeler arasında yer alıyor ve İsrail’in Filistin topraklarını ilhak planlarına karşı çıkıyor. Peters, ‘İsrail’in uluslararası hukuka saygı göstermesi ve Filistinlilere yönelik ayrımcı uygulamalara son vermesi gerektiğini’ ifade etti. Görüşmede ayrıca, İsrail’in Filistin Yönetimi’ne ait vergi gelirlerine el koyması ve Batı Şeria’daki Filistin köylerine yönelik baskınların arttığına dikkat çekildi.
New Zealand’ın bu hamlesi, uluslararası toplumun İsrail’in Filistin topraklarındaki politikalarına yönelik artan baskısının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de benzer şekilde, yerleşim genişlemesini uluslararası hukuka aykırı buluyor. Peters, Katz’a ‘Bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa sürüklememek için İsrail’in itidal göstermesi gerektiğini’ belirtti.
ABD-İran anlaşması ve bölgesel yansımaları
Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı, ABD ile İran arasında imzalanan anlaşmanın, sadece Tahran-Washington hattında değil, Lübnan ve diğer bölgesel krizlerde de yumuşama sağlayabileceğini öne sürdü. Peters, ‘Bu anlaşma, Lübnan’da Hizbullah’la tırmanan gerginliği düşürmek için bir fırsat penceresi yaratıyor. İsrail’in bu fırsatı değerlendirmesi bölgesel barış açısından kritik’ dedi. İran destekli Hizbullah, son aylarda İsrail sınırında çatışmaların yoğunlaştığı bir aktör haline gelmiş durumda.
Anlaşma kapsamında İran’ın nükleer programının sınırlandırılması ve bazı yaptırımların hafifletilmesi öngörülürken, İsrail uzun süredir anlaşmaya karşı çıkıyor. İsrailli yetkililer, anlaşmanın İran’a bölgesel müdahaleler için daha fazla kaynak sağlayabileceği endişesini taşıyor. Ancak Yeni Zelanda gibi ülkeler, diplomatik yolların denemesi gerektiğini savunarak İsrail’i anlaşmaya yapıcı yaklaşmaya çağırıyor.
Lübnan’da ise, son yıllarda yaşanan ekonomik çöküş ve siyasi krizle boğuşan ülke, bir yandan da İsrail-Hizbullah gerginliğinin gölgesinde yaşıyor. ABD-İran anlaşmasının, Lübnan’daki siyasi dengesizlikleri azaltması ve ülkenin toparlanmasına katkı sağlaması bekleniyor. Ancak İsrail’in tutumu, bu sürecin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bölgesel bir aktör olarak ABD-İran anlaşmasını yakından izliyor. Ankara, Tahran ve Washington arasındaki diyaloğun Orta Doğu’da istikrarı artırabileceğini düşünüyor; ancak İsrail’in Filistin politikaları ve Lübnan’daki gerginlikler Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İsrail’in Batı Şeria’daki politikalarını sürekli eleştirirken, Yeni Zelanda’nın çağrısını ‘uluslararası toplumun ortak kaygısı’ olarak yorumluyor. Ayrıca, anlaşmanın Suriye ve Irak’taki İran nüfuzunu da şekillendirmesi, Türkiye’nin terörle mücadele ve sınır güvenliği politikaları açısından önem taşıyor.