ABD ve İran arasında İsviçre'nin başkenti Cenevre'de gerçekleştirilen ilk tur müzakereler, arabulucu ülkeler Katar ve Pakistan'ın açıklamalarına göre olumlu bir atmosferde tamamlandı. Pazartesi günü erken saatlerde sona eren görüşmelerde tarafların pozisyonlarını aktardığı ve önümüzdeki haftalarda teknik düzeyde ayrıntılı müzakerelere başlanması konusunda mutabakata varıldığı bildirildi. Ancak Lübnan'daki çatışmaların tırmanması ve bölgede devam eden gerginlikler, kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşma çabalarını zorlaştıran başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
İlk turun perde arkası: Teknik heyetlerin rolü
Görüşmelere ABD heyetine başkanlık eden Özel Temsilci ve İran tarafında ise Dışişleri Bakanı Yardımcısı düzeyinde katılım sağlandı. Katar ve Pakistanlı diplomatların arabuluculuk yaptığı oturumlarda, başta nükleer program olmak üzere ikili ilişkilerdeki kilit konular masaya yatırıldı. Katar Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Görüşmeler yapıcı bir ortamda geçti. Her iki taraf da diyalog kapısını açık tutma iradesi gösterdi. Teknik ekipler önümüzdeki günlerde bir araya gelerek somut adımları tartışacak" ifadelerine yer verildi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise sürecin hassasiyetine dikkat çekerek, "Taraflar arasında güven inşası zaman alacak. Ancak ilk turun tamamlanmış olması, diplomatik kanalların hala açık olduğunu gösteriyor" dedi. İran Devlet Televizyonu'na konuşan diplomatik kaynaklar, Tahran'ın ön koşulsuz müzakerelere hazır olduğunu ancak "müzakere masasında İran'ın çıkarlarının korunması gerektiği" mesajını verdi.
Lübnan gölgesi ve bölgesel krizler
Müzakerelerin hemen öncesinde, Lübnan-İsrail sınırında yaşanan şiddet olayları ve Hizbullah'ın askeri kapasitesine ilişkin endişeler, İran'ın bölgesel rolünü yeniden tartışmaya açtı. ABD'li yetkililer, İran'ın Lübnan'daki vekil güçler aracılığıyla istikrarsızlığı körüklediği yönündeki iddialarını yinelerken, Tahran yönetimi bu suçlamaları reddederek Lübnan'daki gelişmelerin iç dinamiklerden kaynaklandığını savunuyor.
Uzmanlara göre, İran'ın nükleer dosyası ve bölgesel politikaları arasındaki bağlantı, müzakereleri daha da karmaşık hale getiriyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu The Washington Institute için analiz yapan Dr. Mehran Kamrava, "Taraflar teknik konularda ilerleme kaydetse de, güvenlik garantileri ve yaptırımların kaldırılması gibi siyasi konularda uzlaşı sağlanması zaman alacak. Lübnan'daki kriz, bu süreci olumsuz etkileyebilecek bir faktör" değerlendirmesini yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran görüşmelerinin yeniden başlaması, Türkiye'nin doğrudan komşusu olduğu bir coğrafyada dengeleri etkileme potansiyeli taşıyor. Ankara, Tahran ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken, aynı zamanda ABD ile müttefiklik bağlarını koruyor. İran'ın nükleer programı konusunda anlaşma sağlanması, Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından önemli; çünkü Türkiye, doğalgaz ve petrol ihtiyacının bir kısmını İran'dan karşılıyor. Öte yandan, İran'la olası bir yumuşama, Suriye ve Irak'taki bölgesel krizlerde Türkiye'nin elini güçlendirebilir. Ancak Lübnan ve Doğu Akdeniz'deki gerginlikler, sürecin Türkiye'nin çıkarlarına tam olarak hizmet etmesini engelleyebilir. Ankara'nın hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutarak dengeli bir politika izlemesi bekleniyor.