Yeni Zelanda ve Bangladeş, ABD ile İran arasında varılan anlaşmayı resmen memnuniyetle karşıladı. Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Winston Peters, anlaşmanın bölgesel gerilimleri azaltma ve küresel tedarik zincirlerine olan güveni yeniden tesis etme yolunda atılmış kritik bir adım olduğunu belirtti. Peters, yaptığı yazılı açıklamada, anlaşmanın diplomatik çabaların önemini bir kez daha ortaya koyduğunu ve uluslararası toplumun barışçıl çözümler için iş birliği yapması gerektiğini vurguladı. Bangladeş Dışişleri Bakanlığı ise anlaşmanın bölgedeki istikrara katkı sağlayacağını ve iki ülke arasındaki diyaloğun sürmesinin önemli olduğunu ifade etti.
Anlaşmanın arka planı ve kapsamı
ABD ile İran arasında varılan anlaşma, uzun süredir devam eden nükleer müzakerelerin ardından geldi. Anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırması karşılığında bazı yaptırımların hafifletilmesini öngörüyor. Taraflar, anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte dolaylı görüşmelerin sona erdiğini ve doğrudan müzakerelere başlandığını duyurdu. Anlaşma metninde, İran'ın nükleer programının barışçıl amaçlarla sınırlandırılması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerine tam uyum sağlanması taahhüt ediliyor. ABD tarafı ise İran'a uygulanan petrol ve finans yaptırımlarını kademeli olarak kaldırmayı kabul etti. Anlaşmanın süresi beş yıl olarak belirlenirken, tarafların taahhütlerini ihlal etmesi durumunda yaptırım mekanizmalarının devreye gireceği ifade ediliyor.
Uzmanlar, anlaşmanın küresel enerji piyasalarında rahatlama yaratmasını bekliyor. İran'ın ham petrol ihracatının artması, petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Ayrıca, anlaşmanın bölgedeki jeopolitik riskleri azaltması, yatırımcı güvenini artırabilir. Ancak, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri anlaşmaya temkinli yaklaşıyor. İsrail Başbakanı, anlaşmanın İran'ın nükleer kapasitesini tamamen durdurmadığı gerekçesiyle endişelerini dile getirdi. Suudi Arabistan ise anlaşmanın bölgesel güvenlik mimarisine etkilerini değerlendirdiğini açıkladı.
Küresel ve bölgesel yansımalar
ABD-İran anlaşması, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun genel jeopolitik dengesini de etkileme potansiyeli taşıyor. Anlaşmanın, Yemen, Suriye ve Irak'taki vekalet savaşlarının sona ermesine katkı sağlayabileceği düşünülüyor. Ayrıca, anlaşma sayesinde İran'ın ekonomik izolasyonunun sona ermesi, bölgesel ticaret ve yatırım akışlarını canlandırabilir. Bununla birlikte, anlaşmaya yönelik eleştiriler de mevcut. Bazı analistler, anlaşmanın İran'ın bölgesel nüfuzunu artırmasına izin verebileceğini ve İsrail ile Suudi Arabistan'ı rahatsız edebileceğini öne sürüyor. ABD'nin anlaşmayı Kongre'den geçirme süreci de belirsizliğini koruyor. Cumhuriyetçi senatörler, anlaşmanın yeterince kapsamlı olmadığını ve İran'ın balistik füze programını içermediğini savunuyor.
Uluslararası toplum ise anlaşmayı genel olarak olumlu karşıladı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi, anlaşmanın diplomatik bir zafer olduğunu ve çok taraflılığın önemini gösterdiğini belirtti. Rusya ve Çin de anlaşmayı desteklediklerini açıklarken, Çin Dışişleri Bakanlığı anlaşmanın bölgesel istikrara katkı sağlayacağını ifade etti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, anlaşmayı “barışa doğru atılmış cesur bir adım” olarak nitelendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran anlaşması, Türkiye için de önemli yansımalar taşıyor. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithal eden bir ülke olarak, İran'dan doğal gaz ve petrol tedarikinde rahatlama bekleyebilir. Anlaşmanın yaptırımları hafifletmesi, Türkiye-İran ticaret hacmini artırabilir. Ayrıca, bölgesel gerilimin azalması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik endişelerini dolaylı olarak etkileyebilir. Ancak, anlaşmanın İran'ın bölgesel nüfuzunu artırması, Türkiye'nin kendi çıkarları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişmedir. Türk Dışişleri Bakanlığı, anlaşmayı “olumlu bir adım” olarak değerlendirirken, bölgesel istikrarın kalıcı olması için tüm tarafların taahhütlerine uyması gerektiğini vurguladı.