İran, ABD Başkanı Donald Trump’a doğum günü hediyesi olarak, savaşın sonlandırılmasını nükleer müzakerelerin önüne koymayı başardı. Ancak bu stratejik jestin, Tahran için beklenmedik bir bedeli olabilir. S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu’ndan James M. Dorsey’e göre, İran yönetimi, Trump’ın öncelikli olarak çözmek istediği nükleer dosyayı ikinci plana atarak, bölgesel bir ateşkes için zemin yaratmayı hedefledi. Bu hamle, kısa vadede taktiksel bir kazanım gibi görünse de, uzun vadede İran’ın elini zayıflatabilir.
Gelişmenin Arka Planı
İran, uzun süredir uluslararası yaptırımlar ve iç ekonomik krizle boğuşurken, bir yandan da Yemen ve Suriye gibi bölgesel çatışmalarda proksi güçler aracılığıyla etkinliğini sürdürüyor. Trump yönetimi ise 2018’de nükleer anlaşmadan çekildikten sonra “maksimum baskı” politikasını benimsedi ve Tahran’ın nükleer faaliyetlerini durdurmasını talep etti. Ancak İran, bu baskıya rağmen uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmaya devam etti. Şimdi ise Tahran, savaşın sonlandırılmasını önceliklendirerek, nükleer müzakereleri daha karmaşık bir zemin üzerine inşa etmeye çalışıyor.
Bu strateji, İran’ın bölgesel gücünü konsolide etme hedefiyle de uyumlu. Yemen’de Husiler, Suriye’de Beşar Esad rejimi ve Lübnan’da Hizbullah, Tahran’ın nüfuz araçları olarak öne çıkıyor. Savaşın sona ermesi, İran’ın bu proksileri üzerindeki kontrolünü artırmasına ve ABD’ye karşı pazarlık elini güçlendirmesine olanak tanıyabilir. Ancak Dorsey, bu kumarın riskli olduğunu, çünkü ABD’nin nükleer konuda taviz vermeyeceğini ve İran’ın diplomatik kazanımlarının sınırlı kalabileceğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran’ın bu hamlesi, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, aynı zamanda Suudi Arabistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörleri de etkiliyor. Riyad ve Abu Dabi, Tahran’ın nükleer programı ve proksi faaliyetlerinden duyduğu endişeyi sıkça dile getiriyor. İran’ın savaşı bitirme önceliği, bu ülkelerin tedirginliğini artırabilir. Zira İran’ın bölgesel nüfuzunu artırması, Körfez ülkelerinin güvenlik hesaplarını altüst edebilir. Küresel boyutta ise, Çin ve Rusya’nın devreye girmesiyle müzakereler daha karmaşık bir hal alıyor. Pekin ve Moskova, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına karşı çıkarken, İran’a diplomatik destek sağlıyor. Bu da Washington’ın elini zorlaştırıyor.
Trump yönetimi, İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurması ve balistik füze programından vazgeçmesi konusunda ısrarcı. Ancak Tahran, savaşın bitirilmesini ön koşul olarak sunuyor. Bu kısır döngü, müzakereleri tıkama riskini taşıyor. Dorsey, İran’ın uzun vadeli stratejisinin ABD’yi bölgeden çekilmeye zorlamak olduğunu, ancak mevcut güç dengeleri içinde bunun mümkün görünmediğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin bölgesel politikalarını doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Ankara, İran’ın savaşı sonlandırma önceliğini, Suriye ve Irak’taki istikrar çabaları açısından dikkatle izliyor. İran’ın nükleer müzakerelerdeki ısrarı, Türkiye’nin enerji ihtiyacı ve komşusuyla ticari ilişkileri nedeniyle kritik. Ayrıca, ABD yaptırımlarına rağmen İran’la enerji bağlantılarını sürdüren Türkiye, bu yeni diplomatik evrede denge politikası izlemek zorunda. Tahran’ın kazandığı her taktiksel zafer, Ankara’nın bölgesel nüfuzunu sınayabilir; ancak savaşın sona ermesi, Türkiye’nin güney sınırlarındaki tehditleri azaltabilir.