Yemen'de son aylarda artan çatışmalar, ülkenin iki yılı aşkın süredir devam eden kırılgan ateşkesini tehdit ediyor. Husiler ile uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti ve koalisyon güçleri arasında tırmanan gerilim, tarafların tam ölçekli savaşa dönmeden pazarlık güçlerini artırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Başkent Sana ile Marib ve Hudeyde gibi stratejik bölgelerdeki hareketlilik, Riyad ve Abu Dabi başta olmak üzere bölgesel aktörlerin de dikkatini çekiyor.
Yemen'de Mevcut Durum: Artan Şiddet ve Kırılgan Ateşkes
Birleşmiş Milletler öncülüğünde Nisan 2022'de ilan edilen ateşkes, çatışmaları büyük ölçüde durdurmuş ancak kalıcı bir siyasi çözüm getirememişti. Son haftalarda ise özellikle Marib ve Taiz cephelerinde çatışmalar yeniden alevlendi. Husilerin insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve topçu atışlarına karşılık, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon da hava operasyonlarını yoğunlaştırdı. Taraflar, ateşkesin uzatılması için yürütülen müzakerelerde el değiştiren askeri başarıları kullanarak avantaj sağlamaya çalışıyor. Saha raporlarına göre, Husiler Marib'in güneyindeki bazı stratejik tepeleri ele geçirirken, hükümet güçleri Hudeyde limanı çevresinde savunma hatlarını güçlendiriyor. Bu karşılıklı hamleler, ateşkesin resmen sona ermesine rağmen tarafların birbirine üstünlük kurma arayışını yansıtıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yemen Çatışmasının Uluslararası Yansımaları
Yemen'deki dengeler, sadece iç dinamiklerle değil, bölgesel güçlerin rekabetiyle de şekilleniyor. Suudi Arabistan, Husilerin İran destekli olduğu iddiasıyla Riyad'ın güvenliğini tehdit eden bir unsur olarak görüyor ve bu nedenle Yemen hükümetine askeri ve mali destek sağlıyor. Buna karşın, Suudi Arabistan'ın Yemen'den çekilme yönündeki son sinyalleri, taraflar arasında yeni bir güç boşluğu endişesi yaratıyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ise güneydeki ayrılıkçı gruplarla işbirliğini sürdürerek kendi nüfuz alanını korumaya çalışıyor. İran'ın Husilere sağladığı iddia edilen silah, eğitim ve teknik destek, çatışmanın vekalet savaşı boyutunu derinleştiriyor. Küresel ölçekte ise Yemen, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı üzerinden uluslararası ticaret ve enerji akışı için kritik bir konumda. Ateşkesin bozulması, deniz güvenliğini tehdit ederek petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir. BM ve ABD'nin arabuluculuk çabaları ise henüz somut bir sonuç vermedi; ateşkesin uzatılması için yapılan toplantılardan henüz bir anlaşma çıkmadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki gelişmeler, Türkiye'nin Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'na açılan ticaret yolları ile enerji nakil hatlarının güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor. Yemen'de istikrarsızlığın tırmanması, bölgede terör ve korsanlık faaliyetlerini artırarak Türk gemileri ve lojistiği için risk oluşturabilir. Ayrıca Suudi Arabistan ve Katar ile dengeli ilişkiler yürüten Türkiye, Yemen krizinde tüm taraflarla diyalog kanallarını açık tutarak arabuluculuk potansiyeline sahip. Türkiye'nin, Somali ve Katar gibi bölge ülkeleriyle ortak insani yardım girişimlerini sürdürmesi, Yemen'deki krizin hafifletilmesine katkı sağlarken, Ankara'nın bölgesel bir güç olarak etkinliğini de artırabilir. Enerji fiyatlarındaki olası artış ise Türkiye'nin ithalat faturasını yükseltebilir.