Yemen'de İran destekli Husiler, son aylarda artan askeri operasyonları ve siyasi hamleleriyle Körfez bölgesinin yerleşik güç dengesini ciddi biçimde sarsıyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'ten bu yana sürdürdüğü müdahale, Husileri zayıflatmak bir yana, onların ülke genelinde daha da güçlenmesine ve bölgesel bir aktör haline gelmesine yol açtı. Uzmanlar, Suudi Arabistan'ın bu denklemden en büyük kaybeden olarak çıktığını belirtiyor.
Savaşın Arka Planı ve Husilerin Yükselişi
Yemen'de 2014 yılında başkent Sanaa'yı ele geçiren Husiler, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) liderliğindeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahaleyle karşı karşıya kaldı. Koalisyon, meşru hükümeti yeniden iktidara getirmeyi ve Husilerin İran'la olan bağlantısını kesmeyi amaçlıyordu. Ancak aradan geçen sekiz yılda Husiler, askeri kapasitesini önemli ölçüde artırdı; balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla Suudi Arabistan'ın iç bölgelerini ve BAE'yi hedef alabilecek düzeye ulaştı.
Husilerin Eylül 2019'da Suudi Arabistan'ın Abqaiq ve Khurais petrol tesislerine düzenlediği saldırı, küresel petrol arzının yüzde 5'ini geçici olarak durdurmuş ve Riyad'ın savunma zaafiyetini gözler önüne sermişti. O tarihten bu yana Husiler, Suudi Arabistan'ın güney sınır bölgelerine yönelik kara operasyonlarını da yoğunlaştırdı. 2022'de BM aracılığıyla sağlanan ateşkes büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı; 2023 ve 2024'te çatışmalar aralıklarla yeniden alevlendi.
Husilerin siyasi kanadı da meşruiyetini artırmak için adımlar attı. Sanaa merkezli yönetim, uluslararası topluma diyalog çağrısı yaparken, Suudi Arabistan ve Umman üzerinden dolaylı müzakereler yürütüyor. Ancak Riyad, Husileri resmen tanımaktan kaçınıyor; bu da çözüm sürecini tıkıyor.
Suudi Arabistan ve Körfez'in Değişen Dengeleri
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın 2015'te savunma bakanı olarak başlattığı Yemen müdahalesi, başlangıçta kısa sürede zafer vaat ediyordu. Ancak savaş, Suudi ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturdu. Riyad yönetimi, askeri harcamalarını kısmak ve Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda ekonomisini çeşitlendirmek için Yemen'den çekilmek istiyor. Fakat Husilerin askeri gücü ve İran'la olan ittifakı, Suudi Arabistan'ın güney sınırında kalıcı bir tehdit oluşturuyor.
BAE ise 2019'da Yemen'den askerlerinin büyük bölümünü çekmiş, ancak ülkenin güneyinde ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi (STC) üzerinden nüfuzunu sürdürmeye çalışıyor. Bu durum, Suudi Arabistan ile BAE arasında Yemen politikası konusunda görüş ayrılıklarına yol açıyor. Katar ve Kuveyt gibi diğer Körfez ülkeleri ise savaşta daha temkinli bir tutum izliyor.
Husilerin Eylül 2023'te İsrail'e yönelik saldırıların ardından Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik eylemleri, bölgesel gerilimi daha da artırdı. ABD ve İngiltere, Husi hedeflerine hava saldırıları düzenledi; ancak bu müdahaleler Husilerin askeri kapasitesini kırmadı. Aksine, Husiler kendilerini Filistin davasının savunucusu olarak konumlandırarak Arap kamuoyunda sempati kazandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki gelişmeler, Türkiye'nin Körfez ve Kızıldeniz politikalarını yakından ilgilendiriyor. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Türk ticaret gemileri için de risk oluşturuyor; bölge, Türkiye'nin Asya ile ticaretinde kritik bir güzergâh. Ayrıca Suudi Arabistan'ın Yemen'deki zayıflaması, İran'ın bölgesel nüfuzunu artırabilir; bu da Türkiye'nin İran'la olan dengeli ilişkilerini zorlaştırabilir. Ankara, Yemen krizinde taraf olmaktan kaçınıp diplomatik çözüm çağrısı yaparken, Körfez ülkeleriyle ekonomik ve savunma iş birliğini derinleştirmeyi sürdürüyor.