Yemen, 2014 yılında Husi hareketinin başkent Sana'a'yı ele geçirmesiyle başlayan ve günümüze kadar süren bir iç savaşın pençesinde. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahale, çatışmayı bölgesel bir vekalet savaşına dönüştürdü. Ülke, dünyanın en büyük insani krizlerinden biriyle karşı karşıya; milyonlarca insan yerinden edildi ve kitlesel açlık riski her geçen gün artıyor. Son dönemde Kızıldeniz'deki Husi saldırıları ve karşı operasyonlar, savaşı uluslararası güvenlik gündemine yeniden taşıdı.
Savaşın Kökenleri ve Husi Yükselişi
Yemen'deki istikrarsızlığın temelleri, 2011 Arap Baharı sırasında uzun süreli Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih'in istifa etmesiyle atıldı. Salih sonrası geçiş döneminde, ülkenin kuzeyinde etkili olan Zeydi Şii topluluğunun siyasi kanadı Husi hareketi, artan yolsuzluk ve ekonomik çöküşten beslenerek güç kazandı. Eylül 2014'te Husiler, başkent Sana'a'yı ve ardından ülkenin büyük bölümünü kontrol altına aldı. Suudi Arabistan ve müttefikleri, Husileri İran'ın bölgedeki uzantısı olarak görerek 2015 Mart'ında "Kararlılık Fırtınası" adlı askeri operasyonu başlattı. Koalisyon güçleri, meşru hükümeti yeniden tesis etmeyi amaçladı ancak yıllar süren çatışmalar askeri bir çıkmaza dönüştü.
İran, Husilere siyasi ve askeri destek sağlarken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri koalisyon güçlerine liderlik etti. Bu durum, Yemen'i Orta Doğu'daki mezhep temelli jeopolitik rekabetin merkezine yerleştirdi. 2022'de BM arabuluculuğunda ilan edilen ateşkes, kısmi de olsa şiddeti azalttı ancak kalıcı bir barış anlaşması sağlanamadı. Ülke fiilen bölünmüş durumda: kuzeyde Husiler, güneyde ise Suudi destekli hükümet ve ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi kontrolü elinde tutuyor.
İnsani Kriz ve Bölgesel Etkiler
Yemen'de sekiz yılı aşkın süredir devam eden çatışma, dünyanın en kötü insani krizlerinden birine yol açtı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 4,5 milyondan fazla insan yerinden edildi ve nüfusun yüzde 80'i insani yardıma muhtaç durumda. Ülke genelinde sağlık sistemi çökmüş, kolera salgınları sık sık patlak veriyor ve milyonlarca çocuk akut yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya. Suudi Arabistan'ın Husilere karşı uyguladığı hava ve deniz ablukası, yardımların ulaşmasını zorlaştırarak krizi derinleştiriyor.
Bölgesel düzeyde ise Yemen, Suudi Arabistan'ın güvenliği için doğrudan bir tehdit oluşturuyor. Husiler, Suudi topraklarına ve BAE'ye yönelik balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi. 2023 sonlarında İsrail-Hamas çatışmasının ardından Husiler, Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı ticari gemilere saldırmaya başladı. Bu saldırılar, küresel deniz ticaretini olumsuz etkileyerek Süveyş Kanalı üzerinden yapılan sevkiyatları sekteye uğrattı. ABD ve İngiltere, Husi hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenleyerek gerilimi daha da tırmandırdı. Böylece Yemen savaşı, sadece bölgesel değil küresel bir güvenlik sorunu haline geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen iç savaşında doğrudan taraf olmamakla birlikte, gelişmeleri yakından takip ediyor. Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde olan Ankara, Husileri resmi olarak tanımıyor ve meşru Yemen hükümetini destekliyor. Ancak Kızıldeniz'deki tırmanma, Türkiye'nin deniz ticaret yollarının güvenliği açısından endişe verici. Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki istikrarsızlık, Türk ihracatını ve enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca İran'ın Husiler üzerindeki etkisi, Türkiye'nin İran ile olan karmaşık ilişkilerinde yeni bir denge unsuru oluşturuyor. Türkiye, insani yardımlar konusunda aktif rol alarak bölgesel barışa katkı sağlayabilir.