Yapay zekânın (YZ) iklim krizi üzerindeki etkisi tartışılırken, gündem genellikle enerji yoğun veri merkezleri ve su tüketimi üzerinden ilerliyor. Ancak eski Microsoft yöneticisi Holly Alpine, asıl tehlikenin yapay zekânın fosil yakıt sektöründeki denetimsiz kullanımı olduğunu savunuyor. Alpine’a göre, büyük teknoloji şirketleri, YZ’nin iklim üzerindeki doğrudan etkilerini öne çıkararak, asıl sorumluluğu olan bu teknolojinin karbon salımını artıran endüstrilerdeki rolünü gizliyor. Bu durum, hem şirketlerin yeşil dönüşüm hedeflerinden sapmasına yol açıyor hem de küresel iklim politikalarının etkinliğini zayıflatıyor.
YZ’nin iklim üzerindeki çifte etkisi
Holly Alpine, yapay zekânın iklim değişikliğine etkisini iki ana başlıkta değerlendiriyor. Birincisi, büyük dil modellerinin eğitimi ve çalıştırılması sırasında devasa enerji tüketimi. Araştırmalar, tek bir YZ modelinin eğitim sürecinin, bir aracın ömrü boyunca ürettiği karbon emisyonunun beş katına kadar çıkabileceğini gösteriyor. Veri merkezlerinin elektrik tüketimi, küresel enerji talebinin %1’ini aşarken, önümüzdeki on yılda bu oranın katlanarak artması bekleniyor. Ancak Alpine’a göre asıl göz ardı edilen boyut, yapay zekânın fosil yakıt arama, çıkarma ve üretim süreçlerinde kullanılması. Bu kullanım, petrol ve doğalgaz şirketlerinin maliyetlerini düşürürken, yeni rezervlerin keşfedilmesini ve mevcut kaynakların daha verimli işletilmesini sağlıyor. Bu durum, küresel fosil yakıt arzını artırarak, iklim hedeflerini baltalıyor.
Big Tech’in bu durumdaki rolü ise oldukça çelişkili. Şirketler, bir yandan karbon nötr olma sözü verirken ve yenilenebilir enerjiye yatırım yaparken, diğer yandan petrol devlerine gelişmiş YZ çözümleri satıyor. Örneğin, Microsoft ve Google gibi şirketler, enerji sektörüne yönelik YZ hizmetleri sunarken, bu hizmetlerin fosil yakıt üretimini artırıcı etkilerini genellikle raporlamıyor. Alpine, bu durumun "tehlikeli sonuçlara" yol açtığını ve şirketlerin iklim risklerini yönetme konusundaki samimiyetini sorgulattığını belirtiyor.
YZ’nin iklim söylemi ve sorumluluk oyunu
Yapay zekânın iklim etkilerine ilişkin kamuoyunda yürütülen tartışmalar, genellikle enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı üzerinden yapılıyor. Bu söylem, Big Tech’in kendi operasyonlarını iyileştirme çabalarını ön plana çıkarırken, teknolojinin daha geniş kullanım alanlarını gözden kaçırıyor. Özellikle fosil yakıt endüstrisindeki kullanım, bu tartışmaların dışında kalıyor. Alpine, bu durumu "sorumluluk oyunu" olarak nitelendiriyor: Şirketler, kendi emisyonlarına odaklanarak ve veri merkezlerinin enerji tüketimini gündeme getirerek, asıl büyük resmi (fosil yakıtların artan üretimi) gizliyor. Bu yaklaşım, hem kamuoyunu yanıltıyor hem de iklim politikalarının şekillenmesinde yanlış önceliklere yol açıyor.
Ayrıca, YZ’nin fosil yakıt sektöründe kullanımı, çevresel riskleri de beraberinde getiriyor. Petrol ve gaz arama faaliyetleri, okyanus ekosistemlerine zarar verebiliyor ve karbon salımını artıran yeni kaynakların devreye alınması, iklim değişikliğini hızlandırıyor. Alpine, bu teknolojilerin denetlenmemesi halinde, iklim krizinin sınırlarının aşılabileceği konusunda uyarıyor. Sivil toplum kuruluşları da bu konuda şeffaflık çağrısında bulunuyor; şirketlerin YZ uygulamalarının çevresel etkilerini açıklaması ve fosil yakıt endüstrisine yönelik hizmetlerini gözden geçirmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin enerji politikaları ve iklim hedefleri açısından önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır hedefini açıklamış durumda. Ancak ülke hâlâ fosil yakıt ithalatına bağımlı ve enerji verimliliği ile yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırması gerekiyor. YZ’nin fosil yakıt sektöründe kullanımı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde enerji maliyetlerini düşürebilir, ancak bu durum, uzun vadede iklim hedeflerini tehlikeye atabilir. Türk şirketlerinin ve kamu kurumlarının, YZ teknolojilerini benimserken çevresel etkileri göz önünde bulundurması ve şeffaf bir çerçeve oluşturması gerekiyor. Ayrıca, küresel ölçekte teknoloji şirketlerinin fosil yakıt sektörüne yönelik hizmetlerinin denetlenmesi, Türkiye’nin de içinde olduğu birçok ülkenin enerji politikalarını doğrudan etkileyecek bir konu. Bu nedenle, Türkiye’nin bu tartışmalarda aktif rol alması ve iklim politikalarını bu yeni teknolojik gerçeklere göre güncellemesi stratejik bir önem taşıyor.